1. Hanbelî Hukukunda Vasiyet: Ahmed b. Hanbel

Tam adı, Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî el-Mervezvî (ö. 241/855)’dir. Hanbelî mezhebinin imamı fakih ve hadis ilminde büyük otoritedir. Abbasi döneminde ortaya çıkan mihne hadisesinde işkence ve hapse maruz kalan İbn Hanbel’e çok sayıda eser nisbet edilmişse oğlu Abdullah ile öğrencisi Ebû Bekir el-Katîî’nin de kendisinden sonra hadis ilave ettikleri el-Müsned’i kaleme almış, diğerleri de oğlu başta olmak üzere öğrencileri tarafından rivayet edilmiştir. Hadis ilminin muhtelif alanlarında kendisinden çok sayıda eser nakledilmiş bunların bir kısmı günümüze gelmiştir. Müellifin fıkıh, akaid ve ahlaka dair sorulan sorulara verdiği cevaplar oğlu ve öğrencileri tarafından el-Mesâil adıyla bir araya getirilmiş, günümüze ulaşanlardan bir kısmı neşredilmiştir.

Babama, “bir adamın ölümü esnasında bir kişiye, bir başka kişiye malının üçte birini ve miskinlere vasiyet ettiği, bunların nasıl paylaşacağını” sordum. Babam da, “adam, eğer şu kişiye, bu kişiye ve miskinlere malının üçte birini vasiyet etmiş ve kime ne kadar üçte birden alacağını belirlememişse, veresenin kendilerinin üçte birden istedikleri gibi vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Eğer şu kişiye, bu kişiye ve miskinlere malımın üçte biri derse üçte birer şeklinde üçte birini veya şu kişiye, şu kişiye, bu kişiye ve miskinlere de derse üçte birinin dörtte birini paylaşırlar” dedi.

Babama, “bir adamın bir başka kişiye, bu kişiye olan borcunu vasiyet ettiği durumu” sordum. Babam da, “eğer bu kimse, şu kişiye bu kadar, bu kişiye şu miktarda borcum var demezse ve miktar belirli olmazsa alacaklılar adil kimselerse mirasçılar onların doğruluğunu kabul ederler. Ve borçtan kurtulmak için terekeden ilgili miktarı verir. Bu durum, beyyine olmaksızın câiz değildir. Eğer verese bu durumu kabul etmezse alacaklıların beyyine (tanıklık) getirmeksizin paylarını almaları mümkün olmaz. Beyyine olmaksızın kendisine vasiyet edilenlerin de, bir kanıt olmaksızın alacaklılara bir şey vermesi gerekmez. Fakat veresinin izni olursa verilir...” dedi.

Babama, “adamın birisinin, malının üçte birini hayır maksadıyla vasiyet ettiği durum, bir diğer ifadeyle, atını, silahını, elbisesini, bir başkasına isim olarak belirterek vasiyet ettiği durumu” sordum. O da, “vasiyet ettiği miktar olan terekenin üçte biri çıkartılarak kendisine vasiyet edilenlere verilir” dedi.

Babama, “Bir kavmin, ölen bir kimsenin kendilerine borcu olduğunu iddia ettikleri, fakat herhangi bir kanıt getiremedikleri durumu” sordum. O da, “kim, bir şey iddia ederse, iddiasını ispatlayacak bir kanıt getirmesi gerekir. Beyyine olmaksızın iddia sahiplerine bir şey verilmez” dedi.

Babama, “bir arazisi olan ancak ölürken geride mirasçı bırakmayan, herhangi bir vasiyette de bulunmayan adamın durumu” sordum. O da, “ileri gelen komşuların bir araya gelerek terekeyi satmaları ve aralarında paylaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Fakat vasiyet veya kadı bulunursa durum farklıdır” dedi.

Adamın birisinin terekenin üçte birini komşusuna vasiyet etmesi: Abdullah, babam “bir vasiyette bulunan kimsenin vasiyet ettiği malı satın alması, Abdullah b. Mesud’un rivâyetine göre bana hoş görünmüyor” dedi...

Babama, “adamın birisinin terekesinin üçte birisini komşularına vasiyet ettiği, komşunun/komşuluğun sınırının ne olduğu” sordum. O da, “eliyle işaret ederek evinden başlayacak şekilde üç ev komşuluğun sınırıdır” dedi. Evzâî, Zührî yoluyla Peygamber (sav)’den nakletmektedir... Babama, “adamın birisinin fakir ve fukara ehlinden kimselere vasiyette bulunduğu durumu” sordum. O da, “bu fakir kimselere, ihtiyaç sahibi oldukları nispette verilir. Kimin ihtiyacı daha fazla ise ihtiyacı nisbetinde verilir” dedi.

Babam şöyle diyordu: “Eğer bir çocuğun yaşı on iki ve on üç civarında olursa, bir varlığı da bulunursa yaptığı vasiyet geçerlidir”. Babama, “bir adamın terekesinin üçte birini akrabalarına vasiyet ettiği durum” soruldu. O da, “akrabaların kapsamına baba ve anne tarafından olanlar girer. Eğer akrabalığı anne tarafından değil de baba tarafındaysa bu akrabalık dört babadan fazlası olmaz” dedi. Babamın şöyle dediğini işittim: “Borçların ödenmesinden sonra vasiyet varsa onlar yerine getirilir. Eğer borçların ödenmesinden sonra fazla bir şey kalırsa kendilerine vasiyet edilmiş olanlara bakılır ve onlara üçte bir verilir. Eğer üçte birden fazlası vasiyet edilmişse onlar üçte biri aralarında paylaşırlar. Her bir kimse, kendisine vasiyet edildiği oranda alır”. Babama, “Bir adamın Yahudi veya Hıristiyan akrabasına yaptığı vasiyetin geçerli olup olmadığını” sordum. O da, “bunda bir beis yoktur” dedi. “Eğer kendisine vasiyet edilen kimse Mecusi ise” dedim. O da, “bir sakınca yoktur. Peygamber (sav)’in karısı Safiyye de Yahudi olan akrabasına vasiyet etmişti” dedi...

Babama, “bir adamın ne kadar isterse o kadarının verilmesini, onunla benim aramda bir hesap vardır, dediği durumu” sordum. Babam da, “eğer bu adam güvenilir biriyse onun verilmesinde bir sakınca yoktur” dedi. “Eğer bu kimse güvenilir değilse bu durumda ne olacak” diye sordum. O da, “Bu durumda mirasçılara zarar vermiş olurlar” dedi. Ben de, “onlara verilmeli midir?” diye sordum. O da, “bilmiyorum” dedi. Babama, “adamın birisinin malının bir kısmının ailesinden fakir kimselere verilmesini vasiyet ettiği, bunların da Bağdat ile kendi bulunduğu şehirde bulundukları durum...” soruldu. Babam da, “Bağdat’ta ve kendi bulunduğu şehirde bulunanlardan ailesinden fakir olanlara verilir” dedi. Abdullah, “Ben hasta olduğum sırada babam ziyaretime geldi ve ben ona terekenin üçte birinden fazla vasiyetin caiz olup olmadığını” sordum. O da, “caiz değildir. Üçte bir hoş geliyor” dedi.

Babama, “Bir Hristiyanın, kölesiyle alakalı bir kilisede veya başka bir yerde beş yıl kadar hizmette bulunacağı, bundan sonra onun hür olacağını vasiyet ettiğini, kölenin de adamın vefatından sonra Müslüman olduğunu, bu kişiye ne gerekeceğini” sordum. O da, “artık bu kimse hürdür fakat ücret karşılığında dört yıl çalışacak bir başka köleyi bulur” dedi. Babama, “Bu nasıl olur” diye sordum. O da, “kilisede hizmette bulunacak kimseye ücretini verir” dedi...

İbn Hanbel, Ahmed. el-Mesâilü’l-imâm Ahmed b. Hanbel: Rivâye İbnihi Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, thk. Ahmet b. Sâlim el-Mısrî, Dârü’l-Mevedde, t.y., s. 336-345 
Çeviren: Abdurrahman Yazıcı - Reşadet Ahmadov