1. Hükümdarlara Öğütler: Yusuf Has Hâcib

Türk bilgesi ve devlet adamı Yusuf Has Hâcib’in kaleme alarak, 462/1070 yılında Karahanlı devleti hakanı Tabgaç Buğra Kara Han’a ithaf ettiği manzum bir eser olan Kutadgu Bilig, İslami Türk edebiyatının elimize ulaşan ilk eseri sayılmaktadır. Karahanlılar döneminde yaşamış olan Yusuf Has Hâcib’in Türk dilinin, edebiyatının ve kültür tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan Kutadgu Bilig adlı eseri insana her iki dünyada saadete ermek için takip edilecek yolu göstermek amacıyla kaleme alınmış olup sadece makam sahiplerine ahlak dersi veren bir öğüt kitabı değil, insan hayatının anlamını tahlil ederek onun toplum ve devlet hayatındaki görevlerini belirleyen bir hayat felsefesi sistemidir. Kutadgu Bilig’in yazıldığı kültür muhiti son derece canlı ve renklidir. Bu muhiti, İslam inanç sistemi içerisinde yoğrulmuş İran ve Arap kültürleri ile onların beraberinde taşıyageldikleri etkiler oluşturmaktadır. İran ve Arap edebiyatı ile hikemiyatının güçlü tesirleri bulunmakla birlikte Has Hâcib eserinde, Türk dili ve kültürünün özelliklerini yansıtmıştır. Veciz dili, edebi tarzı ve fikri zenginliğinden dolayı Çinliler, Araplar ve İranlılar arasında şöhret kazandığı belirtilen Kutadgu Bilig’in sonradan yazılan mukaddimesinde, her memlekette eserin çeşitli adlarla anıldığı söylenmektedir. Kutadgu Bilig’de devlet adalete, adalet ise akla ve bilgeliğe dayanmaktadır. Akıl ve bilgeliğe dayanan bu kavram zincirlemesi, Orhun yazılarında belirtilen, hükümdar ve beğlerin bilge olması gerekliliğinin tasdiki mahiyetindedir.

Her işe Tanrıdan tevfik dile; bil ki, sana ancak Tanrı yardım edebilir.
İyi veya kötü, ne gelirse, ona râzı ol; kazaya boyun eğ, ağzını bozma. 
Eğer her iki dünya beyliğini istiyorsan, en iyisi budur, sen şu beş işe yaklaşma. 
Harama karışma, zulüm etme, insan kanı dökme, düşmanlık besleme ve kin gütme. 
Şarâp içme, fesattan uzak dur, ondan kaç; bunlar dâima mülke ve saltanata halel veren şeylerdir.
Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır. 
Ey hükümdar, sen bugün halkın başında bulunuyorsun; halkı gözet, aklın başında ve uyanık ol. 
Hükümdarların omuzlarına ağır yük yüklenmiştir; ey iyi huylu insan, ihmalkâr olma, tedbirli davran. 
Vücût arzusuna tâbi olan insan nefsinin esiridir; onun esiri olma, olursan da kendini kurtarmağa bak. 
Geçirdiğin hayat rüzgâr ve tipi gibi geçti; kalan hayatın daha ne kadar saltanat temin eder. 
Kalan ömrünü artık boşuna geçirme; kendini günah ve kusurlardan temizle.
Bil ki, dünya sana vefâ edecek değildir; bu geçici dünyadan sana lâzım olan azığı al. 
Takvâ sahibi ne der, dinle; dünyada takvâ sahibi insanlar muvaffak olurlar. 
Bu dünya bir konaktır, sen kendini kervan say; bir kervan konakta ne kadar kalabilir. 
Dünya bir saraydır, bir kazanç yeridir; buradan oraya götürebileceğin ne varsa, götür. 
Sen buradan göç edeceksin, göç yükünü önceden gönder; ancak lüzûmlu olanları al, lüzumsuzları bırak. 
İşte ben gidiyorum, bana bak ve ibret al; burada kendin için iyi bir ad bırakmağa gayret et. 
Ölmek üzere bulunan, ihtizar hâlinde öğüt ve nasihat vererek ölen insan ne der, dinle. 
Ölmekte olan insan yaşayanlara nasihat eder, sen onu dinle ve gönlüne yerleştir. 
O der ki: — Ey diri, sen gafil olma, uyan; ben gaflet ettim, şimdi yıllarca peşimanlık içinde yatacağım. 
Ey hükümdar, bu saltanatın uzun sürmesini istersen, şu bir kaç işi yap, şu bir kaç şeyi de bırak. 
Adaletle iş gör, buna gayret et; hiç bir zaman zulüm etme; Tanrıya kulluk et ve onun kapısına yüz sür. 
İkincisi — gâfil olma, dikkatli ol, uyanık dur; sana başkasının yüzünden, ansızın, bir suç isnat edilmesin. 
Heves ve öfke ânında hiç bir iş yapma; her iki hâlde de dişini sık, sabret. 
Bu bir kaç şeye dikkat edersen, memleket gözetilmiş olur; saltanat uzun sürer ve sana sulh ve sükûn te’min eder.
Bütün iyilere hürmet göster ve onları yükselt; kötülere yüz verme, onları kapına dahi yanaştırma. 
Kötü teâmül kurma, iyi kanun koy; ömrün iyi geçer ve saadet sana yâr olur.
Ey hükümdar, meşhur âlim ne der, dinle; bu sözden sen kendine hisse çıkar. 
Ey kanun yapan, iyi kanun koy; kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken, ölmüş demektir. 
Ey hakîm devlet adamı, kötü teamül koyma; kötü kanunlarla dünyaya hüküm edilmez. 
Bir kimse kendi zamanında kötü teamül vaz’ederse, kendisinden sonra kötü bir nâm bırakmış demektir. 
Bir kimse iyi kanun vaz’edip bıraktı mı, adının ayakta durmasını sağlamış demektir. 
Ey hükümdar, dikkat et, kendini şaşırma; aslını unutma, bunu dâimâ hâtırında tut ve düşün. 
Ey iktidar sahibi kötü hareketleri benimseme; kötü hareket seni her iki dünyada inletir. 
İktidara geldin ve halka yakın oldun; dikkat et, sonra bu ömür ersûsla geçer. 
Bu dünya geçicidir, sen onu şimdiden geçti bil; ölüm muhakkak gelecektir, sen onu karşına artık geldi bil. 
Benim hâlime bak, benden öğüt ve nasihat al; yarın peşiman olma, sen bugün henüz dirisin. 
İnsan ölünce, ondan bir miras kalır; ey bilgin, benim sana mirasım da işte budur. 
Ey hükümdar, benim en çok sevdiğim insan sendin; faydalı mirasımı sana bırakıyorum. 
İnsan için faydalı miras sözdür; miras olarak kalan sözü tutmanın yüz türlü faydası vardır. 
İşte şimdi sözün doğrusunu yazıp, bıraktım; beni hatırla ve bu sözlerimi unutma. 
Ne kadar çok yaşarsan-yaşa ve ne kadar hayatta kalırsan-kal, dikkat edersen, en son karşılaşacağın şey ölümdür. 
Şüphesiz, bir gün nihâyet ölüm gelecektir ve bütün canlıların canını alacaktır. 
Dâvetçinin gelmesine hazırlanmak ve uzun yol yürümek için, hazırlık yapmak gerektir. 
Ölümden kurtulmak için bir çâre yoktur; bunu bil; ölüme hazırlan ve ancak bunun için lâzım olanları al.
Akılı eren ve ölümü, ölmeden önce, anlamış olan insan ne der, dinle. 
Ölümün sırası nöbetle gelir; ölüme her an kendini hazır bulundur. 
Gümüş kuşak bağlayarak,—“İşte ben!”— diyenin kuşağı, ölüm tutunca, kopar. 
Ey hükümdar, işte ben senin hakkını ödedim; bana gösterdiğin yakınlığın karşılığını yerine getirdim. 
Bütün iyilikler için Tanrı sana tevfik ihsan etsin; yiyecek ve giyecek hususunda da bu iyiliklerin sana hayrı dokunsun. 
Ömrünü sıhhatle geçir, çok seneler yaşa; saltanatın sevinç ve huzur içinde geçsin. 
Bu sözlerim sana karşı içten bir bağlılığın nişânesidir; ey güzel yüzlüm, sağ ve esen kal. 
Ey devletli hükümdar, işte ben gidiyorum; oğlum, bu ciğer-pârem, burada kalıyor. 
Onu yalvararak, Tanrıya emânet ettim; o isterse, yanar âteş içinde de olsa, onu korur. 
Senden dileğim şudur: ona nezâret et, kendinden uzaklaştırma; yoksa, o yabanî bir diken gibi olur. 
Tanrı her şeye bir sebep yaratır; iyi ve kötü, her şeyi o nasîb eder. 
Çocukların iyi veya kötü olmalarına anne ve babaları sebep olur. 
İşte onun babası olan ben bugün ölüyorum; oğlum küçük yaşta yetim ve öksüz kalıyor. 
Eğer bu hizmetkârın sende bir hakkı varsa, sebep ol ve onu iyi yola şevket. 
Gözden uzak bulundurma, ona fazilet ve bilgi öğret; bilgi ve fazilet ile memlekette mevki sahibi olsun. 
Tavır ve hareketi mâkul, muntazam ve iyi ahlâklı, hizmete lâyık ve meziyet sâhibi olsun.

Yusuf Has Hacib 1998. Kutadgu Bilig, Tercüme: Reşit Rahmeti Arat, Ankara: Türk Tarih Kurumu, s. 112–114.