1. Hz. Muhammed ve Çocuklar

“Hz. Peygamber karşılaştığı çocuklara selam verip onlara hal ve hatrını sorardı.”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Edeb”, 81. 
Müslim1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-V, İstanbul, “Selâm”, 15.

“Çocuklarınıza önce “Lâ ilâhe illallah” cümlesini öğretiniz”

İbn Mahled 1986. Ahbâru’s-sıgâr (nşr. Abdullah Kenûn), Rabat, III, 142

“Siz kıyamet gününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse çocuklarınıza güzel isimler veriniz.”

Ebû Dâvûd 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Edeb”, 70.

“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaleti gözetin”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Hibe”, 12–13. 
Müslim 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-V, İstanbul, “Hibât”, 13.

“Kimin üç (veya iki veya bir) kızı (veya kızkardeşi) olur da onlara iyi muamelede bulunur, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmez ve eğitimlerini en güzel şekilde yerine getirirse, Allah onları kendisi için cehenneme karşı bir perde kılar ve onu cennetine koyar.”

İbn Mâce 1413/1992. es-Sünen, I-II, İstanbul,“Edeb”, 3; 
Ebû Dâvûd 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Edeb”, 130. 
Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Birr”, 13.

“İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak şu üç husustan dolayı ona sevap yazılmaya devam eder. Sadaka-i câriye (sürekli olarak insanlara ve insanlığa faydası dokunan işler ve müesseseler). İnsanların istifade ettiği ilim. Kendisine dua eden salih evlat.

Ahmed b. Hanbel 1413/1992. Müsned, I-VI, İstanbul, V, 261.

Üsâme b. Zeyd anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan’ı oturtur ve ikimizi birden bağrına basarak ’Ey Rabbim! Bunlara rahmetinle muamele eyle. Çünkü ben de bunlara karşı merhametliyim’ derdi.”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Edeb”, 21.

Akra’ b. Hâbis Hz. Peygamber’in yanına gelmişti. Bu sırada Hz. Peygamber’in torunu Hasan’ı veya Hüseyin’i) öptüğünü görünce bunu yadırgamış ve şöyle demişti: “Doğrusu benim on çocuğum var. Ama hiçbirini öpmedim”. Hz. Peygamber ona şu cevabı verdi: “Allah senin kalbinden merhameti çıkarmışsa ben ne yapabilirim!” “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Edeb”, 18; 
Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Birr”, 12.

Mahmûd b. Rebi’ anlatıyor: “Ben beş yaşlarında iken Hz. Peygamber’in (sav), bir kovadan su alarak yüzüme serptiğini çok iyi hatırlıyorum.”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul,“İlim”, 18.

Hz. Enes anlatıyor: “Kardeşimin oynadığı küçük bir serçesi vardı. Hz. Peygamber (sav) bize geldiğinde kardeşimle ilgilenir ve hatırını sorardı. O, kardeşime latife ederek, şöyle hitap ediyordu: ’Yâ Ebâ Umeyr. Mâ feale’n-Nuğayr? (Ey Umeyr’in babası. Küçük serçen ne âlemde, ne yapıyor?)”

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Edeb”, 81.

Hz. Peygamber bir sabah namazında birinci rek’atte uzun bir sûre okuduğu halde, ikinci rek’atte kısa surelerden birini okudu ve namazı tamamladı. Hz. Peygamber (sav)’e bunun sebebi sorulunca şöyle dedi: “Bir çocuğun ağlamadığını duydum ve annesine eziyet vermeyeyim diye namazı kısa tuttum.”

Nesâî 1413/1992. es-Sünen, I-VIII, İstanbul, “Kıble”, 35.

“Bir babanın evladına verebileceği en değerli hediye (bırakabileceği en kıymetli miras) güzel terbiyedir (iyi bir eğitimdir).”

Tirmizî 1413/1992, es-Sünen, I-V, İstanbul, “Birr”, 33

“Kişinin, çocuklarının eğitim ve terbiyesiyle meşgul olması, sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”

Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Birr”, 33.

Hz. Enes anlatıyor: “Peygamberimize on yıl hizmet ettim. Zaman zaman hatalar da yapıyordum. Buna rağmen Hz. Peygamber (sav), bir defa olsun bana vurmadı ve surat asmadı. Beni azarlamadı ve ayıplamadı. Hatta öf bile demedi. Hoşuna gitmeyen bir şey için ’Niçin böyle yaptın?’ diye beni sorguya çekmedi. Herhangi bir hatalı davranışım için hanımlarından biri ’Keşke şöyle yapsaydın’ diyecek olsa, ’Bırakın çocuğu... O, ancak Allah’ın dilediğini yapmıştır’ deyip beni korurdu. Çünkü O, çocuklara karşı insanların en şefkatlisiydi. Hayatımda peygamberimizden daha güzel kokan bir koku koklamadım. Onun elinden daha yumuşak bir ipeğe ve kumaşa dokunmadım. O, insanların ahlâk bakımından da en güzeliydi. Bir gün beni bir işe yollamıştı. Önce –çocukluk işte– ’Gitmem’ diye itiraz ettim. Ancak içimden de Peygamberimizin gönderdiği yere gitmek geliyordu. Yola çıktım, sokakta oynayan çocuklara rastladım. Onların yanında oyalanıp kalmışım. Birden ensemde bir el hissettim. Dönüp baktım, bir de ne göreyim? Karşımda Peygamberimiz, gülümsüyor. Bana: ’Enesciğim! Sana söylediğim yere gittin mi? diye sordu. Ben de: ’Pekâlâ, derhal gidiyorum Yâ Resulallah’ diyerek bana söylenen yere gittim.”

Ebû Dâvûd 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Edeb” 1. 
Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Birr”, 69. 
Müslim 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-V, İstanbul, “Fedâil”, 54.

Râfi’ b. Amr el-Gifârî anlatıyor: “Çocukken bir gün komşuların hurma ağaçlarını taşladım. Bahçe sahibi, beni yakalayarak Hz. Peygamber’in huzuruna getirdi. Hz. Peygamber ’”Hurma ağaçlarını neden taşlıyorsun yavrum?” diye sordu. Ben mahçup bir şekilde “Yemek için Yâ Resûlallah!” cevabını verdim. Hz. Peygamber bana, “Ağaçları taşlama yavrum. Ama istersen ağaçların altına düşenlerden alıp yiyebilirsin” dedi ve sonra başımı okşayarak “Allah’ım! Bu yavrunun karnını sen doyur” diye dua etti.”

İbn Mâce 1413/1992. es-Sünen, I-II, İstanbul, “Ticârât”, 67.

Hz. Hasan anlatıyor: Peygamberimizle birlikte yürüyorduk. Fakirlere sadaka için ayrılmış hurmaların bulunduğu yerden geçerken bir hurma alıp ağzıma attım. Bunu gören Hz. Peygamber (sav) derhal onu ağzımdan çıkarıp attı. Orada bulunan sahabîlerden biri, “Neden izin vermediniz Yâ Resulallah? Bir hurma yemesinden ne olur?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah: ”Hayır! Benim ailemden olanlara sadaka malından yemek helal değildir” buyurdu.

Ahmed b. Hanbel 1413/1992. Müsned, I-VI, İstanbul, I, 20.

Hz. Hasan şöyle diyor: Resûlullah’ın şu tavsiyesini hiç unutmuyorum: “Sana şüpheli gelen her şeyi terket. İçinde şüphe uyandırmayan şeye yönel. Çünkü doğruluk insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır.”

Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 60.

Abdullah b. Abbâs anlatıyor: Bir gün peygamberimiz devesine binmiş, ben de O’nun terkisindeydim. Bana şöyle buyurdu:

“Yavrum! Öncelikle sana şunları öğretmek isterim. Genişlik zamanında kendini Allah’a sevdir ki, O da seni sıkıntılı zamanında sevsin. Sen Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni koruyup gözetsin. Allah’ı unutma ki, onu yanı başında bulasın. Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile. Şunu bil ki bütün insanlar sana yardım etmek için bir araya gelseler Allah’ın izni olmadıkça bunu yapamazlar. Yine hepsi sana zarar vermek için bir araya gelseler Allah’ın izni olmadan en ufak bir zarar veremezler.”

Tirmizî 1413/1992. es-Sünen, I-V, İstanbul, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 59. 
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casım Avcı