1. Millet ve Mezhepleri Sınıflandırma Yöntemi: eş-Şehristânî

Abdulkerim eş-Şehristânî (ö. 548/1153) 464/1076 yılında Horasan’ın Şehristan köyünde dünyaya geldi. Selçuklu döneminde, Şehristan, Nişapur ve Harizm gibi ilim merkezlerinde bulunmuş ve devrinin meşhur alimlerinden çeşitli ilimler tahsil etmiştir. Özellikle kelâm ve ilahiyat felsefesi, akli ve nakli ilimler sahasında haklı şöhrete ulaşmıştır. Daha sonra hac görevini ifa için Hicaz’a, oradan dönüşte Bağdat’a uğramış ve bu arada Bağdat Nizamiyye Medresesi’nde hocalık yapma imkânına kavuşmuştur. Eserleri arasında, kelam sahasındaki Nihayetu’l-ikdam fi İlmi’l-Kelam’ın yanında, kendisini haklı şöhrete ulaştıran adı geçen el-Milel ve’n-nihal isimli eseri, İslam fırkaları ve muhtelif dinler hakkında geniş malumat veren, mezhepler ve dinler tarihi sahasında sayılı kaynaklardandır.

Şehristânî, nihayet el-Milel ve’n-nihal isimli eserini, kendisine ithaf ettiği Selçuklu Sultanı Sencer’in veziri Muhammed b. el-Muzaffer’in hizmetine girmiştir. Buradan Tirmiz’e gitmiş ve nihayet ömrünün son yıllarını memleketi Şehristan’da geçirmiştir. Sultan Sencer’in dostluğunu kazanması sonucu, Zemahşeri gibi Şehristânî’nin de Mu’tezili olduğu, diğer taraftan kırtas hadisesi diye bilinen olayla ilgili olarak ortaya çıkan ihtilafı aktarması sebebiyle Şi’a’ya meylettiği şeklinde iddialar vardır. Halbuki onun, inanç sahasında tam bir Sünni-Eş’ari taraftarı olduğunda şüphe yoktur. Muhtelif vesilelerle, kelam sahasındaki eseri Nihayetu’l-ikdam’da, İmam Eş’arî’den ’şeyhüna/üstadüna’ diye söz etmesi bu hususu kanıtlamaktadır. Ayrıca burada da görüleceği üzere, eserindeki fikirleri tamamiyle Ehl-i Sünnet çizgisindedir.

Şehristânî, belirttiği metod ve hareket tarzına rağmen, yine de hadisin zahirine kapılarak mezhepleri ’yetmiş üç fırka’da sınırlama konumuna düşmesi dikkat çekicidir. Halbuki Pezdevî’nin de ifade ettiği gibi, İmam Mâturidî, Ebû’l-Hasen Eş’arî ve Kaderiye’den Ka’bî gibi bazı alimler, yazdıkları makalat kitaplarında mezhepleri belli bir sayıyla sınırlandırmamışlardır. Fahreddin Râzî de, fırkaları belli bir sayıda dondurmadan ve hiçbir eleştiriye tabi tutmadan ele almıştır. Yalnız Şehristânî’nin, mezhepler ve düşünceleri hakkında bilgi verirken takip ettiği ve her devir için geçerli bilimsel metodu, son derece kayda değerdir.

İnsanlardan bir kısmı, insanlığı, yaşadıkları yedi iklime göre taksim etmiş ve her iklim ehlini renk ve dillerinin delalet ettiği tabiat ve psikolojik yapılarına göre değerlendirmiştir. Bir kısmı da, onları Doğu, Batı, Güney, Kuzey olmak üzere yaşadıkları dört yöne göre taksim etmiş ve her yönü tabiatlarının farklılığı ve dinlerinin ortaya çıkışı bakımından ele almıştır. Üçüncü grup ise, insanları mensup oldukları milletlere göre ayırmış ve şöyle demiştir: Milletlerin büyükleri, Araplar, İranlılar, Romalılar ve Hintlilerdir. Sonra bu milletleri de ortak özellikleri sebebiyle ikiye ayırmış ve Araplarla Hintlilerin tek bir görüş etrafında birbirlerine yaklaştıklarını; her ikisi de eşyanın özelliklerini araştırma, mahiyet ve hakikatlerine göre hükmetme ve ruhsal olayları kullanmaya; Romalılar ile İranlıların da bir görüş üzere birbirlerine yaklaştıklarını ve eşyanın tabiatlarını tespit, keyfiyet ve kemmiyet hükümleriyle hükmetme ve cismani olayları kullanmaya daha çok meyilli olduklarını zikretmiştir. Bir başka topluluk ise insanları görüş ve mezheplerine göre taksim etmiştir; işte bizim bu kitabı telifimizdeki maksat budur.

Bu doğru taksime göre onlar, dinlere ve mezheplere mensup olanlar (ehlu’d-diyânât ve’l-milel) ile kendi heva ve düşüncelerine uyanlar (ehlu’l-ehv⒠ve’n-nihal) şeklinde ikiye ayrılır. Dine mensup olanlar, mutlak olarak Mecûsîler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlardır. Heva ve görüşlerine uyanlar ise filozoflar, dehriyye, Sâbiîler, yıldızlara ve putlara tapanlarla Brahmanlardır.

Bunların hepsi kendi içlerinde pek çok fırkaya ayrılmışlardır. Heva ve düşüncelerine uyanların görüşleri belli bir sayıda tespit edilemez. Din sahiplerinin mezhepleri ise, bu konuda gelen haberin hükmüne göre sınırlandırılmıştır. Buna göre “Mecûsîler yetmiş, Yahudiler yetmiş bir, Hıristiyanlar yetmiş iki, Müslümanlar ise yetmiş üç fırkaya ayrılmıştır.” Bütün bu fırkalardan ebedî kurtuluşa erecek olan tek bir fırkadır. Zira hak, iki zıt hükümden sadece birindedir… Hak, her aklî meselelerde tek olduğuna göre, diğer bütün meselelerde de onun bir fırka nezdinde olması gerekir.

Biz bu hususu, nakil yoluyla, Kur’ân’ın haber vermesinden anlıyoruz, Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Yarattıklarımız içinde hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır” (Kur’ân 7: 181).

Nebi (as) de şöyle haber vermiştir: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; onlardan biri kurtuluşa erecektir, diğerleri helak olacaktır.” Kurtuluşa erecek olan kimdir? diye sorulduğu zaman, buyurdu ki “Ehl-i Sünnet ve’l-cemaattir.” Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kimdir? diye sorulunca: “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlardır” şeklinde cevap vermiştir.

Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bir topluluk kıyamet gününe kadar hak üzere olmaya devam edecektir”. “Ümmetim, dalâlet üzerinde birleşmez.”

… Bil ki makâlât sahipleri için, İslam fırkalarının sayısını belirleme konusunda, ne nassa dayanan bir kanuna, ne de varlığından haber verilmiş bir kaideye bağlı bir yol (metod) söz konusu değildir. Onlardan hiçbir müellifi, fırkaların sayısını belirlemede bir metod üzere müttefik bulmadım... Onlar, ümmetin mezheplerini ortaya koyma hususunda, istikrarlı bir kanuna ve kalıcı bir asla dayanmadan rasgele ve nasıl buldularsa, öyle hareket ettiler. Ben ise, elden geldiği kadar, onları, her biri temel esas olan dört kaidede belirledim.

Birinci Kaide: Sıfatlar ve bunlarda tevhid: … Bu konularda, Eş’ariyye, Kerramiyye, Mücessime ve Mu’tezile arasında temelde ihtilaf (hilaf) vardır.

İkinci Kaide: Kader ve ’adl: … Bu konuda da Kaderiyye, Neccariyye, Cebriyye, Eş’ariyye ve Kerramiyye arasında ihtilaf vardır.

Üçüncü Kaide: Va’d, va’id, esmâ ve ahkâm: … Bu meselelerde Mürcie, Va’idiyye, Mu’tezile, Eş’ariyye ve Kerramiyye arasında ihtilaf vardır.

Dördüncü Kaide: Sem’, akıl, risalet ve imamet: … Bu konularda Şi’a, Hariciler, Mu’tezile, Kerramiyye ve Eş’ariyye arasında ihtilaf vardır.

… Temel ihtilaflara konu olan meseleler belirlendiği vakit, fırkaların taksimi de ortaya çıkar ve onların bir kısmı diğerine karıştıktan sonra büyükleri dörde hasredilmiş olur. İslam fırkalarının büyükleri dörttür: Kaderiyye, Sıfatiyye, Haricîler ve Şî’a.

Sonra bunların bazısı bazısıyla birleşir ve her bir fırkadan sınıflar ortaya çıkarak sayı yetmiş üçe ulaşır.

Makâlât kitap sahipleri için mezhepleri tertipte iki yol vardır: Birincisi, önce usul olarak meseleleri ortaya koymuşlar, sonra da her meselede grup grup, fırka fırka görüşlere yer vermişlerdir. Diğeri ise, önce kişi ve makalat sahiplerini ortaya koymuşlar, sonra da mesele mesele görüşlerine yer vermişlerdir.

Bu muhtasar eserimizin tertibi ikinci yol üzeredir. Çünkü ben bu yolu, bölüm ve kısımları hesaplama bakımından daha uygun ve mazbut buldum. Burada kendim için belirlediğim metod, her fırkanın görüşünü, kendi kitaplarında nasıl buldu isem, ön yargıya ve taassuba düşmeden, sahih fasit, doğru batıl diye belirtmeden anlattım.

Biz de her mezhebi, mezhep sahiplerinin kendi kitaplarında yazdıklarına dayanarak nakledeceğiz. Böylelikle hiçbir kelam mezhebine bağlı kalmayacak, önyargılı davranmayacak, görüşlerini sahih ve fasit, hak veya bâtıl olarak nitelemeyeceğiz. Çünkü, akli deliller ortaya konulduğu zaman, zeki anlayışlar hakkın parıltıları ve batılın sönüklüğü gizli değildir.

eş-Şehristânî 1975. el-Milel, Beyrut, I, s. 3–9. 
Çeviren: Osman Karadeniz