10. Mübâhele ve Necran Hıristiyanları ile Yapılan Antlaşma

Mübâhele, bir tartışma esnasında haksız ve yalancı olanın Allah’ın lanetine uğraması için beddua edilmesi demektir. Hz. Peygamber, Necranlı Hristiyanlara elçi ve mektup göndererek onlara İslâmiyet’i kabul veya cizye ödemeyi teklif etmişti. Bunun üzerine Necran Hristiyanları 9 (631) yılında Medine’ye bir heyet gönderdiler. Heyettekiler özellikle Hz. İsa konusunda Hz. Peygamber’le tartışmaya girdiler. Bu sırada Hıristiyanlık ve Hz. İsa hakkında bilgi veren Âl-i İmrân sûresinin ilk seksen âyeti nâzil oldu. Hıristiyanlar Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederken Hz. Peygamber ilgili âyetleri okuyarak Hz. İsa’nın Allah’ın kulu ve peygamberi olduğunu, Hz. Âdem nasıl ki, annesiz ve babasız olarak yaratılmışsa Hz. İsa’nın da Hz. Meryem’den babasız olarak dünyaya geldiğini söyledi. Necran heyetinin iddialarını sürdürmeleri üzerine Hz. Peygamber Hz. Hasan, Hüseyin, Fâtıma ve Ali’yi de yanına alıp Âl-i İmrân sûresinin 61. âyetini okuyarak onları “mübâhele”ye davet etti. Necranlılar Hz. Muhammed’in peygamber olma ihtimalini göz önünde bulundurarak mübâheleye cesaret edemediler. Cizye ödemek şartıyla anlaşma yaptılar ve ülkelerine döndüler. Necranlılarla yapılan antlaşma şöyledir:

“Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın elçisi Muhammed’in Necranlılar ile antlaşma metnidir.

Allah elçisinin onların her çeşit meyve, altın, gümüş ve kölesi ile ilgili tasarruf hakkı bulunmakla beraber o bundan vaz geçerek onlara sadece 1.000’i her yılın recep ayında, 1.000’i de safer ayında olmak üzere 2.000 elbise cizye ödemelerini kararlaştırdı... Gönderdiğim elçiler bir ayı geçmemek üzere misafir edilecektir. Necranlılara aittir. Yemen’de bir cürüm işlendiği veya bir savaş çıktığı zaman, onlar (Necranlılar) gönderdiğim elçilere, 30 zırhlı gömlek, 30 at, 30 deve ödünç olarak temin etmek mecburiyetindedirler. Bu zırhlı gömleklerden, atlardan, binitlerden ve elçilerime temin edilip verilen diğer şeylerden telef olup kaybolanların, Necranlılara iade edileceğine elçilerim teminat verecektir. Necran ve civarında yaşayan herkesin malları, canları, dinleri, aşiretleri, mabetleri, az veya çok sahip oldukları her şey Allah’ın ve onun elçisi Hz. Muhammed’in himayesi altındadır. Hiçbir piskopos, kâhin, papaz ve rahibin görevlerini yapmasına mani olunamaz ve mabetlerinden uzaklaştırılamaz. Almış oldukları ödünç para için faiz istenemez ve onlara karşı Câhiliye’den kalma kan davası güdülemez. Onlar askere alınamaz ve kendilerinden öşür talep edilemez. Topraklarına asker ayak basamaz. Onlardan herhangi bir hak talebinde bulunan olursa insaf ile hareket edilecek, ne zulmedecek, ne de zulme maruz bırakılacaklardır. Anlaşmadan sonra faiz yiyenler benim himayem altında değildir. Onlardan hiç kimse, başkasının yaptığı haksızlıktan dolayı cezalandırılamaz. Onlar antlaşma hükümlerine samimi olarak bağlı kaldıkları sürece kıyamete kadar Allah’ın ve onun peygamberi Hz. Muhammed’in himayesi altında olup hiçbir zulme uğramayacaklardır.”

İbn Sa’d 1388/1968. et-Tabakâtü’l-kübrâ, nşr. İhsan Abbas, I-IX, Beyrut, I, 291, 357–358;
Muhammed Hamidullah 1965. el-Vesâiku’s-siyâsiyye, Beyrut, s. 175–176.
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı