11. Hudeybiye Antlaşması

Medine’ye hicretin 6. yılında (m. 628) Hz. Peygamber 1.400 civarında ashabıyla birlikte umre yapmak için Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Mekke’ye 17 km. mesafedeki Hudeybiye mevkiine geldiklerinde Mekke müşrikleri Hz. Peygamber’in sadece Kâbe’yi ziyaret amacıyla geldiklerini bilmelerine rağmen, onu ve ashabını Mekke’ye sokmadılar. Hz. Peygamber’in elçi olarak gönderdiği Hz. Osman’ın şehit edildiği haberleri üzerine Hz. Peygamber Müslümanları Kureyş’e karşı kanlarının son damlasına kadar çarpışacaklarına dair biat aldı (Bey’atu’ Rıdvân). Kureyş müşrikleri bu biatten endişeye kapılarak Hz. Osman’ı serbest bıraktığı gibi, Süheyl b. Amr başkanlığında bir elçilik heyeti gönderdi. Müzakerelerden sonra Hz. Ali’nin kaleme aldığı bir Barış Antlaşması metni Hz. Peygamber ve Süheyl b. Amr tarafından imzalandı.

Antlaşmanın şartları şunlardır:

1. Müslümanlar o yıl Mekke’ye girmeden Hudeybiye’den geri dönecekler, umre için ertesi yıl gelecek ve şehirde ancak üç gün kalabilecekler. 
2. Mekkeli bir kimse Hz. Muhammed’in yanına kaçarsa velisinin isteği üzerine geri verilecek, fakat bir Müslüman kaçarak Mekke’ye sığınırsa iade edilmeyecek. 
3. Barış on yıl sürecek; taraflardan biri bu ittifaka dâhil olmayan herhangi bir kabile ile savaşa girerse diğeri pasif kalacak. İki taraf, kendi hâkimiyetleri altındaki toprakları kervanların geçişi, hac ve umre için emniyet altında tutacak. 
4. Diğer Arap kabileleri taraflardan istedikleriyle ittifak yapabilecekler.
5. Bu şartlara tarafların dışında kendileriyle müttefik olan kabileler de uyacak.

Hz. Ali’nin kaleme aldığı, iki nüsha olarak hazırlanan antlaşma metni, iki tarafın şahitleri huzurunda imzalandı. Hz. Ömer dahil sahabe bu anlaşmaya tepki göstermekle birlikte Resûlullah anlaşma şartlarını kabul ettiğini söyleyince herkes bağlılığını bildirdi.

İbn Sa’d 1388/1968. et-Tabakâtü’l-kübrâ, nşr. İhsan Abbas, I-IX, Beyrut, II, s. 95–105.

Medine İslâm Devleti’nin Kureyş tarafından resmen tanındığı anlamına gelen Hudeybiye Antlaşması, İslâm’ın yayılışını hızlandırmış, Hayber ve Mekke fethine zemin hazırlamıştır. Görünürde Müslümanların aleyhine şartlar içermesine rağmen sonuç itibariyle Kur’ân-ı Kerim’de belirtildiği üzere bir “fetih” olmuştur. Bu antlaşma Hz. Peygamber’in Kur’ân’le teyid edilen en büyük siyasi zaferi idi. Konuyla ilgili Fetih sûresindeki bazı âyetler şunlardır:

“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin. O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır” (Kur’ân 48: 1–5).

“Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Kur’ân 48: 18–19).

“Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi” (Kur’ân 48: 27).

Müslümanların aleyhte gördüğü bu antlaşmanın hayırlı sonuçlar doğuracağına şu âyet-i kerimede de işaret edilmiştir:

“Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Kur’ân 2: 216).

Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı