11. Hukuk Metodolojisi Üzerine: eş-Şeybânî

Tam adı Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Hasen b. Ferkad eş-Şeybânî (ö. 189/805)’dir. Hanefi mezhebinin imamı Ebû Hânife’nin ileri gelen öğrencilerindendir. Eserleri sayesinde Hanefî mezhebinin görüşleri büyük ölçüde kayıt altına alınmıştır. İlk Abbasi halifeleri zamanında yaşayan eş-Şeybânî Abbasi halifesi Hârunürreşîd tarafından Rakka kadılığına, daha sonra Ebû Hanife’nin bir diğer öğrencisi Ebû Yusuf’un vefatıyla boşalan başkadılık makamına tayin edilmiş ve vefatına kadar bu görevi sürdürmüştür. Maliki mezhebinin kurucusu kabul edilen İmam Mâlikten el-Muvatta’ı okuyan eş-Şeybânî Şafii mezhebinin kurucusu İmam Şâfiî’ye ve Maliki fıkhını tedvin eden Esed b. Furât’a hocalık yapması sebebiyle re’y ve hadis merkezli ekoller arasında merkezi konumda bulunmaktadır. En önemli eserleri arasında zâhirü’r-rivâyenin (Hanefî fıkhının temelini oluşturan şöhret derecesinde rivayet edilen İmam Muhammed’in eserlerinin bir kısmına verilen isimdir) temelini ’el-Asl’ oluşturmaktadır. Bu eser, Hanefi mezhebinin en temel ve en önemli kaynağı olduğu gibi zâhirü’r-rivâye eserleri arasında en hacimli olanıdır. Müellife âit, Câmiü’s-sagîr, Ebû Yusuf’un kendisinden öğrendiği Ebû Hanîfe’ye ait görüşleri ihtiva eden el-Câmiü’l-kebîr ve Medine ehlinin görüşlerinin ele alınıp değerlendirilerek yer yer tenkit edildiği el-Hücce alâ ehli’l-Medîne de diğer önemli kitapları olarak zikredilebilir.

İslam’da Yargının Kaynakları

İlim dört kısımdır:

1. Kur’ân’da yer alan hükümler ve bunlara benzeyenler.

2. Hz. Peygamber’in sünnetinde yer alan hükümler ve bunlara benzeyenler.

3. Sahâbenin icmâsıyla sâbit olan hükümler ve bunlara benzeyenler. Sahabenin ihtilaf ettiği meselelerde onların görüşlerinin dışına çıkılmaz, birisi seçilir ve ona benzeyenler ona kıyas edilir.

4. Müslümanların bütün fakihlerinin iyi gördüğü hükümler ve bunlara benzeyenler. İlim bu kısımların dışına çıkmaz.

İbn Abdülber 1398. Câmiu beyâni’l-ilm ve fazlih, Beyrut, II, s. 26.

Bu dört kaynağı bilen kişi namaz, oruç, hac ve her tür emir ve yasakla ilgili ortaya çıkan meselelerde ictihad edebilir, fetva ve yargı hükmü verebilir, düşünce, kıyas ve ictihad yolunda elinden gelen gayreti gösterirse ulaştığı sonuçla amel edebilir ve hata yapsa da bundan sorumlu olmaz.

İbn Abdülber 1398. Câmiu beyâni’l-ilm ve fazlih, Beyrut, II, s. 61.

Hüccet Kitâb, sünnet, icma ve kıyastır.

Ebû Nuaym 1409/1988. Hilyetü’l-evliyâ, Beyrut, Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, VI, s. 329, IX, s. 74.

Hadisin olduğu yerde kıyas yapılmaz.

Şeybânî 1403/1983. el-Hücce alâ ehli’l-Medîne (nşr. Mehdi Hasan el-Kîlânî), Beyrut, Âlemü’l-kütüb, I, s. 204.  
Çeviren: Mehmet Boynukalın

İkrah, Zaruret ve Ruhsat

Allah Teâlâ tarafından haram kılınan ve hiç bir durumda helal kılınmayan, ancak ikrah (zorlama) altında ruhsat verilen konularda ikraha maruz kalan kişi ruhsatla amel etmeyip bu yüzden öldürülürse, böyle davrandığı için günahkâr olmaz. Ruhsatın var olduğunu bilse de hüküm aynıdır. Ancak, Yüce Allah’ın, zaruret halinde helal kıldığı meyte ve domuz etinin yenilmesi ve hastalık ya da yolculukta oruç tutulmaması gibi ruhsat durumlarında kişi Allah’ın helal kıldığı şeyi yapmayıp ölür ya da öldürülürse günahkâr olur. Birinci durumda ruhsat bulunmakla birlikte kişi ruhsatı terk ederek dini aziz kılmak/yüceltmek istemiştir ve bu yüzden Allah katında mükâfat alacaktır. İkinci durumda ise Allah’ın zaruret, hastalık veya yolculuk sebebiyle helâl kıldığı şey yapılmamaktadır; burada dini yüceltme anlamı yoktur. Bu durumda Allah’ın helal kıldığı şey, normal şartlarda Allah’ın helal kıldığı şeyle aynı seviyededir ve Allah’ın helal kıldığı şeyi yapmayan (ve bu sebeple ölen kişi) bize göre günahkâr olur. Bildiğin gibi, ihrama girmiş bir kişi ya meyte eti yemek ya da harem bölgesine ait bir av hayvanını kesmek zorunda kalsa, bize göre onun için meyte eti yemek helal olur, ama meyte elinde olduğu sürece av hayvanını kesmek helal olmaz; çünkü meyte zaruret durumunda helal kılınmış, ama harem bölgesindeki av hayvanı zaruret ya da başka bir durum istisna edilmeden genel olarak haram kılınmıştır. Kur’ân’ın helal kıldığı şey, zaruret durumu için ruhsat verdiği şeye benzemez. Bildiğin gibi, Yüce Allah ikrah durumunda küfrü (dinden çıkmayı) gerektiren davranışta bulunmaya ruhsat verirken Kitab’ında: “Bu helaldir” dememiş, ama şunu demiştir: “Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse –kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan başka– fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır” (en-Nahl 16/106). Bu durumda, ikrah altında olandan kınanma kalkmıştır. Yüce Allah, “Ben bunu helal kıldım” dememiş, ama buna ruhsat verdiğini bildirmiştir. Kişinin bu fiili (küfrü) yapmayıp öldürülmeyi kabul etmesi daha erdemli bir davranıştır. Bildiğin gibi, Hubeyb30 kâfir olmayı reddettiği için öldürüldüğü halde o kınanmamış, Ammar (37/657) ise küfür sözünü söylemiş ve kendisine ruhsat verilmiştir. Ayrıca küfre zorlanan kişinin bunu reddedip öldürülmesi durumunda kıyamet gününde arşın gölgesinde gölgeleneceği rivayet edilmiştir. Dinden çıkaran söz söylemeye zaruret durumunda ruhsat verilmiştir. Meyte ve domuz etini yemek ise zaruret halinde Yüce Allah’ın helal kıldığı bir şeydir. Bu durumda kim Yüce Allah’ın helal kıldığı bir şeyi yemeyip ölürse o günahkâr olur.

Şeybânî 1433/2012. el-Asl (nşr. Mehmet Boynukalın), Beyrut, Dar İbn Hazm, VII, s. 416–418.  
Çeviren: Mehmet Boynukalın

İctihat Hatası

Ebû Hanîfe şöyle dedi: Şahitlik konusunda yalancı oldukları düşünülmüyorsa bidat ehlinin (ashâbü’l-ehvâ, sapkın mezheplere mensup olanların) şahitliği caizdir. Ebû Yûsuf ve Muhammed de bu görüştedir. Ebû Yûsuf ve Muhammed şöyle dediler: Bu sapkın görüşler (el-ehvâ) aslında bu kişilerin verdiği birer fetva niteliğindedir; fetvasında hata yaptığı için bir insanın şahitliğinin reddedilmesi gerekmez. Kimi insanlar günahları çok büyük görerek onları küfre denk saymış ve bu şekilde hataya düşmüşlerdir. Bu onların bir fetvasıdır. Bundan dolayı onların şahitliği geçersiz olmamalıdır. Kimi insanlar da dinlerinde şüpheye düşmüş ve “(Kesin bir şekilde) mümin olduğumuzu ikrar edemeyiz” demişlerdir; bu zayıf görüşleri sebebiyle onların şahitliği de geçersiz sayılmamalıdır. Bildiğin gibi, kâfirlikten sonra en büyük günah insan öldürmektir. Hz. Peygamber’in ashabı da öldürülmesi günah olan en büyük insanlardır. Ama onların bir kısmı diğer bir kısmını öldürmüştür. Sence Hz. Âişe (58/678) Hz. Ali’nin (40/661) önünde şahitlik yapsaydı ya da kendisine katılmadıkları halde Sa’d b. Ebû Vakkas (55/675) ve Abdullah b. Ömer (73/693) Hz. Ali’nin önünde şahitlik yapsaydı onların şahitliğini kabul etmez miydi! Bu insanların arasında meydana gelen görüş ayrılığından daha büyüğü var mıdır!

Şeybânî 1433/2012. el-Asl (nşr. Mehmet Boynukalın), Beyrut, Dar İbn Hazm, X, s. 477–478. 
Çeviren: Mehmet Boynukalın

İctihadın Şartları

Dürüstlüğü, aklı, salâhı, anlayışı, sünnet ve hadis bilgisi ve sözlerin nasıl anlaşılacağını gösteren fıkıh yollarını bilme yönünden güvenilir kişiler dışında kimse kadı tayin edilmemelidir; çünkü sünnet ve hadisleri bilmeyen rey/görüş sahibi yeterli olmayacağı gibi fıkhı bilmeyen hadis sahibi de yeterli olmaz. Bu ikisinden (rey ve hadisten) biri olmadan diğeri yeterli olmaz. Bu nitelikte olmayan kişi müftü de olamaz, ancak işittiği şeyleri naklederek fetva verebilir.

el-Hâkimü’ş-şehîd. el-Kâfî, Atıf efendi kütüphanesi, no. 1005, I, 218a-218b.
Çeviren: Mehmet Boynukalın