11. Hz. Peygamber’in Tâifli Sakîf Kabilesine Verdiği Emannâme

Hz. Peygamber hicretin 8. yılında (630) Mekke Fethi ve Huneyn Gazvesi’nden sonra Tâif Gazvesi’ne çıktı ve şehri bir ay süreyle kuşattı. On bir sahâbî şehid oldu. Hz. Peygamber kuşatmayı kaldırıp geri dönerken çekilen sıkıntılardan dolayı kendisinden Tâiflilere beddua etmesi istendi. Fakat o, “Allah’ım! Sakifoğullarına hidayet nasip eyle; onları Müslüman olarak bize gönder” diye duâ etti.

Tâifliler 9 (630) yılında Medine’ye bir heyet gönderdiler. Heyet namazdan ve zekâttan muaf tutulmaları, Lât’a dokunulmaması, Tâif’in kutsal bölge ilân edilmesi, içki ve faize izin verilmesi gibi şartlarla Müslüman olabileceklerini söylediler. Hz. Peygamber, onların ileri sürdüğü bu şartlardan sadece bir süreliğine zekâttan ve cihada katılmaktan muaf tutulmayı kabul ettikten sonra Osman b. Ebü’l-Âs’ı Tâif’e vali tayin etti. Hz. Peygamber’in Tâiflilerle imzaladığı antlaşma şöyledir:

“Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’in Sakif kabilesi için yazdırdığı bir vesikadır. Bu vesikada yer alan hususlar, kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın ve peygamber Muhammed b. Abdullah’ın teminatı altındadır.

1. Onların bütün vadileri kutsal ve dokunulmazdır. Burada bulunan ağaçlar ve av hayvanlarına verilecek her türlü zarar, gasp, hırsızlık ve kötü Allah adına yasaklanmıştır.
2. Sakifliler Vec vadisinin mülkiyetine diğer insanlardan daha çok hak sahibidirler. Etrafı surlarla çevrili onların Tâif şehrine hiç kimse zorla giremez ve hiçbir Müslüman onlara tahakküme kalkışamaz. Tâifliler şehre ihtiyaç hissettikleri her tür inşaat malzemesini getirebilirler. 
3. Onlar ne öşre tabi tutulacak ve ne de cihad için askere alınacaktır. Onların malları ve canları üzerinde hiçbir zor kullanılmayacaktır. 
4. Onlar Müslümanlarla birlikte bir ümmet teşkil ederler. İstedikleri yerde yaşama ve ikamet etme hakkına sahiptirler. 
5. Ellerinde bulunan bütün esirler onların olacaktır. 
6. Teminat altında olmayan vadesi gelmiş bütün borçların ödenmesi Allah’ın bir emridir. 
7. Sakiflilerin Müslüman olduklarında kayıt altına alınmış olan alacakları kendilerine ödenecektir. 
8. Sakiflilere ait olup halkın elinde bulunan mal yahut şahıs (köle) şeklindeki bütün emanetler, emaneti alanın mülkiyetine ister geçmiş ister elden çıkmış ya da kaybolmuş olsun her hâl ü kârda iade edilecektir. 
9. Sakiflilerin burada bulunsun ya da bulunmasın bütün mensuplarının sahip oldukları mallar teminat altına alınmıştır.
10. Sakiflilerin bütün müttefikleri yahut yabancı olup onlar arasında bulunan bütün tüccarlar, Sakiflilerle aynı haklara sahiptirler. 
11. Eğer birisi Sakiflilere saldırır veya zulmederse onun can ve mal güvenliği garanti edilemez. Aksine Resûlullah ve Müslümanlar, bu zalime karşı onlara yardım edeceklerdir. 
12. Kim olursa olsun onların hoşlanmadığı bir kimse asla onların arasına girmeyecektir.
13. Pazar ve alış veriş yerleri evlerin avlularıdır.
14. Onların reisi kendi aralarından seçilecektir. Beni Mâlik’in bir emiri onların müttefiklerinin de ayrı bir emiri olacaktır. 
15. Kureşylilere ait olup Sakifliler tarafından sulanan üzüm bağlarından elde edilen mahsulün yarısı onu sulayanlara aittir. 
16. Teminat altına alınmış bütün borçlar hiçbir şekilde faize tabi tutulamaz. Ödeme imkânı olan borçlular borçlarını derhal öderler. İmkanı olmayanlar ise gelecek yılın cemâziyelevvel ayına kadar ertelenir. İmkanı olup da vaktinde borcunu ödemeyenler ise faize bulaşmış olur. 
17. Borçlular sadece anaparayı ödemek zorundadır. 
18. Esirleri sahipleri satabilir. Satılmamış olanlar da belirli bir fidye karşılığında serbest bırakılır.
19. Bir şeyi satın alan kimse onun üzerinde tasarruf hakkına sahiptir.

Muhammed Hamidullah 1965. el-Vesâiku’s-siyâsiyye, Beyrut, s. 284–286.

Hz. Peygamber Tâif’e Osman b. Ebü’l-Âs’ı vali tayin etmiş ve ona şu tavsiyede bulunmuştur:

“Ey Osman! Cemaate namaz kıldırırken namazı fazla uzatma. İnsanların en zayıfını ölçü al. Çünkü onlar arasında yaşlılar, çocuklar, zayıflar ve işleri dolayısıyla acelesi olanlar vardır.”

İbn Hişâm 1355/1936. es-Sîretü’n-Nebeviyye, nşr, Mustafa es-Sekkâ ve dğr., I-IV, Kahire, III-IV, 541. 
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı