14. (Beyanın) Hükümlerin Açıklanma Biçimleri: Ebû Bekir el-Cassâs

Hanefî fıkıh usûlünün (hukuk metodolojisinin) günümüze ulaşan ilk eseri Kadı Ebû Bekir Ahmed b. Ali er-Râzî el-Cassâs’ın (ö. 370/980) el-Fusûl fi’l-usûl adlı eseridir. Genel olarak fıkıh usûlü tarihine bakıldığında da bu alanda Şâfiî’den (ö. 204/820) sonra yazılan ilk kapsamlı eser budur. Cassâs bu eserini Kur’ân’daki hükümleri incelediği Ahkâmü’l-Kur’ân adlı eserine giriş olarak yazmıştır. Bu eserde Cassâs Şâfiî’yi ve kendisinden önce bu sahada eser vermiş olan kimi âlimleri eleştirmiş, günümüzde kayıp sayılan bazı fıkıh usûlü eserlerinden alıntılar yapmıştır. Hanefî mezhebinin önde gelen şahsiyetlerinden sayılan Cassâs’ın fıkıhla ilgili Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî ve Şerhu Edebi’l-Kâdî gibi önemli eserleri bulunmaktadır.

Beyânın (hükümleri açıklamanın) kısımlarının anlatımı:

Şeriatın hüküm açıklaması çeşitli şekillerde olur:

1. Baştan konulan hükümler.

2. Sözün zahirine/görünüşüne bakıldığında umumî (genel) şekilde anlaşılması mümkün olan ifadenin anlamının daraltılması (umumun tahsisi); böylece kasdedilenin (genel anlamın tamamı olmayıp sadece) bir kısmı olduğu açıklanmış olur.

3. Sözün gerçek anlamdan mecaza çevrilmesi, emrin (kesinlikten) nedb (teşvik) veya ibahaya (serbest kılmaya) çevrilmesi ve haberin emir anlamına çevrilmesi; böylece lafızla onun gerçek anlamı dışında bir anlamın kasdedildiği açıklanmış olur.

4. Hükmü ifade edebilmesi için açıklanmaya ihtiyaç duyan (sözdeki) kapalılığın açıklanması (beyânü’l-cümle). Bu tür açıklama tahsis (daraltıcı yorum) değildir; kapalı ifade ile kastedilen anlamın açıklanmasıdır. Mesela “Hasat edildiği gün onun hakkını verin” (Kur’ân 6: 141) âyet-i kerimesiyle öşürün veya onun yarısının kasdedildiği Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır. Burada ne tahsis ne de sözün gerçek anlamından çıkarılması söz konusudur.

5. Nesih. Bizim kalıcı olduğunu sandığımız hükmün süresinin (bittiğinin) açıklanmasıdır.

Açıklanmaya İhtiyacı Olanlar ve Olmayanlar

Zâhir (görünen) ve gerçek anlamı üzere kullanılması mümkün olan ve gerektirdiği hükmün uygulanmasını engelleyen bir hususun kendisiyle birlikte bulunmadığı lafızların/sözlerin hiç biri açıklanmaya muhtaç değildir. Ancak o sözle hitap eden, sözün anlamının bir kısmını kastediyorsa ya da sözün gerçek anlamı dışında bir anlam kastediyorsa, onunla istenilen şeyin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Kendisinin kapalı (mücmel) olması ya da –’mücmel ve onunla aynı anlama gelen lafızlar’ hakkında daha önce anlattığımız üzere– bitişiğindeki bir şeyin kendisini kapalı (mücmel) hale getirmesi sebebiyle hükmünün uygulanması mümkün olmayan her lafız/söz ise açıklanmaya muhtaçtır.

Birincisi “Allah alışverişi helâl kılmıştır” (Kur’ân 2: 275) ve “Anneleriniz size haram kılınmıştır” (Kur’ân 4: 23) âyet-i kerimeleri gibidir... Bu sözlerin anlamları anlaşılır ve açıktır ve okunmalarıyla birlikte açıklanmaya gereksinim duymadıkları anlaşılır. İkincisi ise “Hasat edildiği gün onun hakkını verin” (Kur’ân 6: 141) ve “Onların mallarında bilinen bir hak vardır” (Kur’ân 70: 24)... gibi (açıklanması gereken) âyet-i kerimelerdir.

Beyanın (Açıklamanın) Neyle Olacağı

Şeriatın hükümleri açıklaması (beyânı) Kitab, sünnet, icma ve kıyasla olur.

Önceki dönemde kimi ilim adamları (maksadı) açıklamanın/beyanın beş yolla gerçekleşeceğini söylemişlerdir: Söz, yazı, işaret, parmaklarla rakamları ifade etme (akd) ve delâlet eden bağlantı(lar üzerinde düşünme) (en-nisbetü’d-dâlle).

Bununla ilgili şunları söyleyebiliriz: Yüce Allah (hükümlerini) söz ve yazı ile beyan edebilir/açıklayabilir. (Mesela ilahi) hitabın zahirinden/oku nuşundan anlamları anlaşılan ve baştan konulan farzlar sözle açıklanmıştır. Yazıyla da açıklama olur; çünkü Kur’ân Yüce Allah’ın kelamı (olduğu gibi) Levh-i Mahfuz’da ve başka yerlerde yazılı kitabıdır. Dolayısıyla baştan konulan hükümler bu iki şekilde açıklanabilir. Yine sözlü ve yazılı şekilde umumi bir hüküm tahsis edilebilir (genel bir anlam daraltılabilir). Mesela “Beğendiğiniz kadınlarla evlenin” (Kur’ân 4: 3) ayetinin (genel) hükmü, “Anneleriniz size haram kılındı...” (Kur’ân 4: 23) ayetiyle tahsis edilmiş, haram kılınan kadınların (muharremâtın) bu genel hükmün kapsamının dışında olduğu açıklanmıştır. Kapalı ifadelerin açıklanması da sözlü ve yazılı şekillerde yapılmıştır. Mesela “Anne-baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktığından erkeklerin alacağı bir hisse vardır; kadınların da anne-baba ve akrabaların bıraktığından alacağı bir hisse vardır...” (Kur’ân 4: 7) ayeti, sonra gelen “Allah çocuklarınız hakkında size şunu emrediyor...” (Kur’ân 4: 11) âyet-i kerimesiyle açıklanmıştır (Bu hisselerin miktarları belirlenmiştir). Yine sözlü ve yazılı şekillerde farzın süresi açıklanabilir ki; bu nesihtir (hükmün kaldırılmasıdır). Mesela “Yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz” (Kur’ân 2: 144) ayetinden sonra “Yüzünü Mescid-i Haram’a doğru yönelt (Kur’ân 2: 144, 149, 150)” ayeti gelmiş; “Sizden vefat edip zevcelerini arkada bırakanlar zevcelerine bir yıl yetecek kadar nafaka ve evlerinden çıkarılmamayı vasiyet etsinler” (Kur’ân 2: 240) ayetinin hükmü “Sizden vefat edip zevcelerini arkada bırakanların zevceleri dört ay on gün kendi başlarına (iddet) beklerler” (Kur’ân 2: 234) ayetiyle neshedilmiş ve bu süre dört ay on güne indirilmiştir...

Yüce Allah, delalet eden bağlantı(lar üzerinde düşünme) (en-nisbetü’d-dâlle) yoluyla da açıklama yapar. Bu iki alanda olur:

1. Birincisi akli konular (akliyyât) ve onların delilleridir. Bunlar yoluyla yapılan açıklama sözün anlamı (lafzın delaleti) yoluyla yapılan açıklamadan daha çoktur; çünkü sözün tahsis edilmesi (anlamının daraltılması) ve gerçek anlamından mecaz anlamına çevrilmesi mümkündür; ama Yüce Allah’ın birliği, adaleti ve bütün sıfatlarını gösteren akli delillerin değişmesi veya anlamının daraltılması mümkün değildir. Bu konuda akli deliller sözden daha kuvvetlidir ve açıklama onlarla gerçekleşir.

2. Diğer alan ise İslam hukukunun hükümleri içinde ictihad yoluyla ulaşılan kısımdır. İctihadın caiz olduğunu gösteren deliller ortaya konduğuna göre onun bizi –kuvvetli ihtimale uyma (gâlib-i zan) yoluyla da olsa– götürdüğü sonuç ’açıklama’ olarak adlandırılabilir.

Hz. Peygamber’in hükümleri açıklaması da sözlü şekilde olabilir. Meselâ baştan sünnetle konulan hükümlerin tamamı ve Hz. Peygamber’in Kur’ân’ın genel ifadesini daraltması (umumun tahsisi) gibi. Meselâ Hz. Peygamber’in, insanın yanında olmayan veya teslim almadığı bir şeyi satmasını yasaklaması, “Bana iki şeyin ölüsü helâl kılındı: (Balık ve çekirge)” hadisi ve “İhramlıyken av hayvanı öldürmeyin” (Kur’ân 5: 95) ayetini(n genel hükmünü) “İhramlı beş şeyi öldürebilir...” sözüyle tahsis etmesi (daraltması) gibi.

Hz. Peygamber’in hükümleri açıklaması yazıyla da olabilir: Mesela Amr b. Hazm için yazdırdığı zekât, diyet ve diğer birçok hükümle ilgili yazısı, Hz. Ebû Bekir için zekâtla ilgili yazdırdığı yazısı... gibi. Böylece, açıklamanın sözle yapıldığı gibi yazıyla da yapıldığı görülmektedir.

Hz. Peygamber’in Kur’ân’daki mücmeli (kapalı ifadeyi) açıklaması da sözlü ve yazılı şekillerde olabilir. Mesela Hz. Peygamber’in “Beş ukiyeden az gümüşte zekat yoktur” ve “Üzerinden bir yıl geçmedikçe bir malda zekat yoktur” hadisleri, hayvanlardan alınacak zekat miktarlarını söz ve yazı yoluyla açıklaması, bütün bunlar “Onların mallarından kendilerini temizleyecek olan zekatı al” (Kur’ân 9: 103) ayetiyle ne istendiğinin açıklanmasıdır...

Hz. Peygamber’in hükümleri açıklaması fiil/uygulama yoluyla da olur. Mesela “Namazı dosdoğru kılın” (Kur’ân 2: 43) ayetindeki kapalılık Hz. Peygamber’in farz kılınan namazın rekâtlarının sayısını ve nasıl kılınacağını fiilen göstermesiyle açıklığa kavuşmuştur. Yine Hz. Peygamber’in hacla ilgili fiili uygulamaları “Allah’ın evini haccetmek insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır” (Kur’ân 3: 97) ayetinin açıklaması sayılır. Hz. Peygamber bu hususu “Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız öyle namaz kılın” ve “Haccınızı nasıl yapacağınızı benden öğrenin” hadisleriyle vurgulamış ve bu sözleriyle, Kur’ân’da kapalı olarak geçen ifadelerin açıklanmasında, kendisinin uygulamasına bakmanın gerekli olduğuna dikkat çekmiştir. Ancak Hz. Peygamber’in namaz ve zekâtla ilgili bütün uygulamaları Kur’ân’daki kapalı ifadelerin açıklaması niteliğinde değildir; çünkü onun kendi başına kıldığı namazın “Namazı dosdoğru kılın” (Kur’ân 2: 43) ayetinin açıklaması olduğu veya verdiği herhangi bir sadakanın “Zekâtı verin” (Kur’ân 2: 43) ayetinin açıklaması olduğu anlaşılmaz. Açıklama sayılan uygulamalar onun insanlara cemaatle kıldırdığı farz namazlar veya onun hareket tarzından farzı yerine getirmek niyetiyle yaptığı anlaşılan uygulamalardır. Bu hareket tarzı Kur’ân’dan anlaşılanın bu olduğunu ve bu uygulamanın onun açıklaması olduğunu gösterir; çünkü “Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin” ayeti bu iki şeyin farz olduğunu göstermektedir; ama Hz. Peygamber’in kendi başına yaptığı uygulamanın farzı yerine getirme niyetiyle yapıldığını gösteren bir husus yoktur; başka bir ifadeyle bu tür uygulamada onun açıklama maksadıyla yapıldığını gösteren bir karine yoktur.

Hz. Peygamber Kur’ân veya sünnette nas yoluyla (açık bir biçimde) bildirilmiş bir farzın süresini de açıklayabilir. Mesel⠓Mirasçıya vasiyet yoktur” hadisinin anne-baba ve akrabaya yapılan vasiyet hükmünü neshettiği (kaldırdığı) ifade edilmiştir... Sünnette yer alan “Sizin mezarları ziyaret etmenizi yasaklamıştım, artık ziyaret edebilirsiniz” ve “Sizin kurbanların etlerinden yemenizi yasaklamıştım, artık yiyebilir ve saklayabilirsiniz” hadisleri de bu niteliktedir.

Hz. Peygamber işaret yoluyla da açıklama yapmıştır. Mesela “Ay böyle, böyle ve böyledir” diyerek on parmağını üç kez göstermiş ve ayın otuz gün olduğunu ifade etmiştir. Sonra “Ay böyle, böyle ve böyledir” diyerek iki kez on parmağını göstermiş, üçüncüsünde başparmağını saklayarak ayın yirmi dokuz gün olabileceğini ifade etmiştir...

Hz. Peygamber’in hükmü nas yoluyla sarih/açık şekilde ifade etmeyip ima yoluyla işaret ettiği açıklamaları da vardır. Mesela... içinde fare ölmüş olan bir tereyağı hakkında “Eğer katıysa fareyi ve etrafındaki yağı atın, sıvıysa hepsini dökün” hadisinde sıvıyla katının birbirinden ayrılması, sıvıların içlerine düşen pis bir şey sebebiyle pis sayılacağını göstermektedir...

Hz. Peygamber kimi zaman da bir kişinin bir şeyi belli bir şekilde yaptığını görüp ona karşı çıkmayarak bu davranışın yapılabileceğini onaylama yoluyla hükmü açıklamıştır. Bu davranış, o şeyin onaylandığı şekilde yapılmasının caiz olduğunu ya da vacip olarak yapıldığı görülüp o şekilde onaylanmışsa onun vacip olduğunu gösteren bir açıklama sayılır. Mesela ortaklık, mudarebe (emek-sermaye ortaklığı), borç ve benzeri akitlerin Hz. Peygamber zamanında ve onun önünde, onun bilgisi dâhilinde yapıldığını, bunların o günün insanları arasında yaygın olduğunu ve Hz. Peygamber’in bu akitlere karşı çıkmadığını biliyoruz. Onun bu şekilde insanların yaptığı akitleri onaylaması bu akitlerin mubah (serbest) olduğunu gösterir; çünkü bu akitler haram olsaydı onlara karşı koyar ve iptal ederdi. Zira Hz. Peygamber’in bir insanın kötü bir söz veya davranışını görüp onu onaylaması ve buna karşı çıkmaması mümkün değildir; çünkü onun bu karşı çıkışı iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama mahiyetindedir. Yüce Allah bütün insanların iyiliği emredip kötülüğü yasaklamalarını emretmiştir; Hz. Peygamber ise bu konuda en büyük paya sahiptir; zira onun ümmetinden iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan herkes bunu ona uyarak ve onun emriyle yapmıştır...

Bizim ashabımız (Hanefî hukukçular) halkın örf olarak bildiği ve insanların arasında yaygın olan muamelâta (alışveriş vb. uygulamalara) âlimler tarafından karşı çıkılmamasını bu muamelâtın caizliği/geçerliliği konusunda oluşmuş bir icma (görüş birliği) saymıştır. Meselâ yaygın olarak bilinen istisna (sipariş) akdini yapanlara karşı selef (ilk dönem) bilginlerinin karşı çıkmaması onların bu akdin geçerliliği konusunda görüş birliği içinde olduğunun kanıtı sayılmıştır...

Kapalı ifadelerin açıklanması (mücmelin beyanı) icma (İslam bilginlerinin görüş birliği) yoluyla da olabilir. Çünkü icma Allah’ın uyulmasını emrettiği ve doğruluğuna hükmettiği delillerden biridir. Bu bakımdan onunla açıklama yapılabilir. Mesela hata yoluyla insan öldürme durumunda diyetin âkıle tarafından ödeneceği konusundaki icma gibi. Halbuki Allah’ın kitabında “ailesine teslim edilecek bir diyet” (Kur’ân 4: 92) buyrulmuş, diyetin âkıle tarafından ödeneceği bildirilmemiştir; burada icma ayetle ne istendiğini açıklamıştır...

Kur’ân ve sünnetin hüküm açıklamasında olduğu gibi icma da baştan konulan bir hükmü açıklayabilir. Mesela içki içmenin cezasının seksen sopa olduğu konusunda selefin (ilk Müslüman nesillerin) icma etmesi gibi...

İcma yoluyla genel bir ifadenin daraltılması (tahsis) şeklinde de açıklama yapılabilir. Mesela âyet-i kerimede “Zina eden erkek ve kadına yüz sopa vurun” (Kur’ân 24: 2) buyrulmuş, ancak ümmet köleye elli sopa vurulacağı hükmünde icma etmiştir. Mutlaka vahiy ya da ictihada dayanmakla beraber icma bağımsız bir delildir ve onunla yapılan açıklamaya itibar edilmesi gerekir.

Cassâs. el-Fusûl fi’l-usûl (nşr. Uceyl en-Neşmî), İstanbul, Mektebetü’l-İrşâd, ts., II, 31-43. 
Çeviren: Mehmet Boynukalın