16. Memurlara Dair: Nizâmülmülk

Padişahlar uyanık, vezirler akıllı olmalıdır. Her devirde iki meşguliyeti bir kişiye, bir meşguliyeti de iki kişiye asla buyurmazlardı; böylece işleri hep parlak ve düzenli idi. Çünkü, iki meşguliyeti bir adama buyurdukları zaman bu iki meşguliyetten biri daima bozuk ve kusurlu olur. Çünkü, eğer bir adam bu meşguliyette gereğince gayret gösterirse, bakımını ciddi olarak ele alırsa, öteki meşguliyette bozukluk ve kusur meydana gelir. Eğer öteki meşguliyette gereğince gayret ve ihtimam gösterirse, bu defa bu meşguliyetde mutlaka kusur ve bozukluk meydana gelir. Bakdığın zaman, iki meşguliyeti olan her kimsenin daima iki meşguliyeti de bozukluk içinde olurlar, O başarısızdır ve sorumlu bulunur. Amir daima üzülür. Keza, ne zaman ki, iki kişiye bir meşguliyet buyururlar, bu ona, o da buna atar. (Bunun neticesi olarak) o iş daima yapılmamış olur. Bu hususta atasözü yapmışlardır:

“İki hanımlı ev süpürülmemiş (kalır), iki aile reisli ev viran olur”. Her iki kişi gönüllerinde daima şunu düşüneceklerdir: “Eğer ben bu işte gereğince zahmet çekip işe baksam, hiçbir bozukluğun yol bulmasına (imkân) bırakmasam, efendilerim bunun benim liyakat, maharet, ihtimam, çabukluk ve gayretim ile olmadığını sanırlar”. Öteki ise, daima düşünür: “Ey adam, niçin boşuna zahmet çekeyim. Bu işte çektiğim her zahmet, (gösterdiğim) ciddiyet ve cehd minnetsiz, medh edilmeksizin kalır. Sahibim (zahmeti) onun çekmiş olduğunu sanır”. Bakdığın zaman o meşguliyet devam ettiği müddetçe, baştan başa bozuk olur. Eğer amire “niçin bu işe iyi bakmadınız ve kusur işlediniz?” diye sorarsa, mesuliyeti birbirlerinin üzerine atarlar. O, “Hayır, bütün kusuru bu yaptı” der ve suçu bunun üzerine yükler, akla ve aslına döndüğün zaman, ne bunun, ne de onun suçu vardır. Suç iki kişiye bir meşguliyet buyuran kimsenindir Vezirin yetersiz ve padişahın gafil olduğu her zaman, bunun alameti, divandan bir Âmile 2 veya 3; 5; 7; 30 memuriyet (amel) buyururlar. Bugün öyle adam vardır ki, bütün kifayetsizliğine rağmen uhdesinde 10 memuriyet vardır. Eğer başka bir meşguliyet meydana çıkarsa, onu da kendisine bağlar. Eğer otuzuncusu için (para) sarf etmek gerekirse, sarf eder; ona verirler. Bu adamın işin ehli olup olmadığını, memuriyette kabiliyeti bulunup bulunmadığını, muameleyi yürütüp yürütemeyeceğini deruhte ettiği bunca işle başa çıkıp çıkamayacağını düşünmezler.

Bundan daha hayrete değer olanı davardır: Bendeleri, her zaman meşguliyeti aynı mezhep ve aynı itikadda olan, asil ve dindar bulunan bir kimseye buyururdum; eğer (o kimse) kaçınır, kabul ve icabet etmezse, mecburi olarak ve zorla boynuna yüklerdim. Bunun neticesi olarak, para (mal) zayi olmazdı, reâyâ asude olurdu; îktâ sahibi, şöhretli, zarar görmeksizin yaşardı. Padişah ise, gönlü rahat ve vücudu istirahat içinde hayat sürerdi.

Bugün, fark (temyiz) kalkmıştır. Eğer süfli bir Yahudi, Türklerin kedhudalığına ve Türklerin (yaptıkları) işe gelirse, uygun görülüyor. (Aynı yerlere) bir Hıristiyan gelirse, Zerdüştî gelirse, uygun görülüyor; eğer Rafızî, Harici ve Karmatî gelirse, tasvip ediliyor. Onları (tayin edenleri) gaflet istila etmiştir. Ne dinlerine hamiyyet, ne mala şefkat, ne reâyâya himmet ve merhamet vardır. Devlet kemale erişmiştir, bendeleri, (devlete) kötü göz değmesinden korkuyorum; bu işin nereye varacağını bilmiyorum.

Sultan Mahmud ve oğlu Mesud, Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan - Allah burhanlarını aydınlatsın- zamanlarında hiçbir Zerdüştinin, Hıristiyanın, Râfızînin Sahraya gelmeye veya bir Türk’ün huzuruna çıkmaya cüret ve cesaretleri yoktu. Bütün Türklerin kedhudâlığı, memur ve zanaatkârları temiz Hanefi veya Safi’i mezhebine mensup Horasanlı insanlardan olurdu. Ne kâtipler, ne de gulâmlar, Irak’ın kötü mezheplileri için kendilerine (gelmelerine) yol verirlerdi Türkler de onlara meşguliyet verilmesini bırakmazlar veya izin vermezlerdi.

Nizâmülmülk 1999. Siyâsetnâme, çev. Mehmet Altay Köymen, Ankara: Türk Tarih Kurumu, s. 113–115.