2. Fâtımî Halifesi Muiz-Lidînillâh’ın Endülüs Emevî Halifesi III. Abdurrahman’a Cevabı

Endülüs Emevî Halifesi III. Abdurrahman bir elçisini Fâtımî Halifesi Muiz-Lidînillâh’a göndererek ateşkes teklif etti. Bu sırada Bizans İmparatorluğu ile Fâtımîler arasındaki mücadele yerini ateşkese bırakmıştı. Muiz-Lidînillâh Bizans’la iyi ilişkiler içerisinde bulunan Endülüs Emevî Devleti elçisine şu cevabı verdi:

Müşrikler [Bizanslılar] bir barış zemini aradılar ve bazı dert ortaklarımız da, sadece sizle [Nâsır ile] mücadele etmeye yoğunlaşalım diye böyle bir fikri desteklemekteydiler. Fakat biz, müşrikler, barış anlaşmasını hem sizden, hem de onlardan korktuğumuz için kabul ettiğimizi düşünmesin diye böyle bir teklifi reddettik. Donanmalarını ve yiğit askerlerini dize getirdikten, onların topraklarında karaya ayak basıp çok sayıda askerlerini öldürdükten ve birliklerimiz birçok savaş esiri alıp ganimet elde ettikten sonra, kısa bir süreliğine de olsa, gücümüzü yeniden kazanmak için onlarla bir ateşkese varılmasının Müslümanların faydasına olduğunu gördük. Bundan dolayı biz, İmparatorun normal şartlar altında, bizden başka Doğu ve Batı diyarlarındaki hiç kimseye yapmayı söz vermediği bir şey olan yüksek meblağlarda para ödemesini şart koşarak onlara barış anlaşmasını bahşettik. Güçlü ile zayıf arasındaki ilişkide olduğu üzere bizim tarafımızdan yapmalarını şart koştuğumuz, bizlere haraç vermeyi, Doğu diyarında ele geçirdiği ve şu anda elinde bulunan esirleri serbest bırakmayı, ve bunlara ek olarak da, burada bahsi oldukça zaman alacak olan diğer bir çok şartı da yerine getirmeyi kabul etti... Yine de, o [Nâsır], Mehdiye’ye göndermiş bulunduğu adamlarının elim akıbetini takiben gururlu bir biçimde hak iddia etti. Aslında, bu onun, İstanbul’un zalim hükümdarıyla [VII. Konstantinos] yaptığı bir anlaşmaydı. Bundan dolayı, onlardan her biri bizlere donanmalarıyla geldiler. Müşrikler bizim denizlerimize girdi ve senin efendinin [Nâsır’ın] teşviki olmasaydı, bu zamana kadar onların [Bizanslıların], bizim hilâfetimiz süresince yapmaya bile hiçbir zaman cesaret edemediği bir şeyi yaptılar, Sicilya’yla hiç uğraşmadan doğrudan bize geldiler. Fakat Allah her iki orduyu da yendi ve her ikisi üzerinden zaferler elde etmemize yardım etti...” Muiz-Lidînillâh şöyle devam eder: Bu hainin ve yalancının dediklerine şaşırmadınız mı? O Nâsır eğer bu iddiaları halkına söylemiş olsaydı, hareketlerinin rezil ve çirkin birer yalan olduğu anlaşılacaktı. Fakat, bu tür iddialar yazıya dökülüp ona atfedildiğinde, kim bilebilir ki bunların birer yalan ve gerçekten yoksun olduğunu? Bizanslılar tarafından yolu kesilen bir nakliye gemisinin içinde bulunanlardan başka Bizanslıların herhangi bir Müslüman tebaamızı ele geçirdiğini hiç duydunuz mu?

Fakat gemiyi geri aldık ve onlarla yapmayı kararlaştırdığımız bir barış anlaşmasının maddeleri arasında da, mallarıyla beraber Doğu vilayetlerinde ele geçirdikleri esirleri bizlere geri vermelerini şart koştuk. Bununla birlikte, onlar [Bizanslılar], ganimet olarak aldığımız ve ele geçirdiğimiz erkekleri, kadınları ve onların çocuklarını serbest bırakıp onlara teslim etmemizi istediklerinde taleplerini reddettik; İslâm’ın ve müminlerin ihtişamı şerefine, küfrü ve kâfirleri küçük düşürmek adına bir tane canı bile vermedik. İşte bu hain [Nâsır] bu tür yalan ve uydurmaları söylemekten utanmıyor mu?

Öztürk, Murat 2012. Fâtımîler’in Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 89–90.