2. İlâhi Sıfatlar Meselesi: Cehm b. Safvân

Cehm (ö. 128/795), Semerkantlı olup Tirmiz, Belh ve Horasan’da hayatını sürdürmüş; bu arada çeşitli kültürlerle haşır neşir olmuştur. Kûfe’de Ca’d b. Dirhem ile görüştüğü ve Kur’ân’ın yaratılmışlığı, kader, ilahi sıfatlar ve ahiret konularında etkisinde kaldığı söylenir. Teşbih konusunda Mukatil b. Süleyman’la tartışmalarda bulunmuştur. Akıl ile naklin çatışması halinde aklın esas alınması ve naklin tevil edilmesi gerektiğini savunur.

Cehm, görüşleri itibariyle, katı bir çizgi izliyordu. Ahmet b. Hanbel’in belirttiği gibi, o bütün mesaisini Allah konusuna hasretti. Ona göre hiçbir şey Allah ile kıyas dahi edilemezdi. Bu düşünce kendisini, ezelî sıfatları ve diğer taraftan kulun kudretini inkâra kadar götürdü. Ru’yetullahı reddetme, kelamın yaratılmışlığını ispat ve din gelmeden önce bilgilerin akıl ile elde edilebileceği konusunda Mutezile ile aynı kanaati paylaştı. Allah’ın ezelî sıfatlarını reddetme konusunda Mutezile’den de daha da ileri gitti. Birçok konuda bazı şahıs ve ekollere tesir etmekle şöhret olmuş bir şahsiyettir. Nihayet, aşırı görülen fikirlerinden dolayı Emevilerin son yıllarında (128/745) Merv’de öldürülmüştür.

Karizmatik kişiliğiyle Cehm b. Safvân, bazı görüşleriyle kendisinden sonrakilere te’sir etmiş ve böylece dinî tartışmaların odağı haline gelmiştir. Bilindiği gibi kulun irade ve kudreti, diğer yanda ilahi sıfatlar ve bu bağlamda Allah’ın görülmesi gibi hassas konular tarih boyunca hep tartışılagelmiştir. Bu sebeple bunlarla ilişkili olarak başlıklar halinde Cehm’in görüşlerine yer vermek istiyoruz.

Allah Teâlâ’nın, kulların vasfedildiği bir sıfatla vasıflandırılması caiz değildir. Zira bu teşbihi gerektirir. Böylece Cehm, Allah’ın hayy ve alîm olduğunu nefyetti, bunun yanında kadir, fail ve halik olduğunu ispat etti. Çünkü yaratıklarından hiç kimse kudret, fiil ve halk ile vasıflandırılamaz.

… Allah’ın bir şeyi yaratmadan önce bilmesi mümkün değildir; zira önce bilir sonra yaratırsa, bu takdirde ilmi olduğu gibi kalır mı kalmaz mı? Şayet kalırsa bu bir cehalettir. Çünkü olacağı bilmek, mevcudu bilmekten başkadır. Eğer ilmi aynı şekilde kalmayacaksa bu takdirde değişmiş olacaktır. Değişen ise yaratılmıştır ve kadim değildir… İlmin sonradan oluşu sabit olunca, kaçınılmaz olarak, onun, ya Allah’ın zatında hadis olması demektir ki bu zatında değişmeye götürür, ya da bir mahalde ortaya çıkması anlamına gelir ki bu mahal, Allah ile değil, kendisiyle vasıflandırılmış olur. Bu takdirde Allah’ın bir mahalli olmadığı ortaya çıkar.

eş-Şehristânî 1975. el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut, I, s. 109–111. 
Çeviren: Osman Karadeniz