2. İstenen Karşılığı Almak Amacıyla Dilek Dilenecek ve Ulu Tanrıya Yakarılacak Elverişli Zamanı Yıldız Bakımı Yönünden Kesinlikle Saptamak Üzerine: el-Kindî

Yarlığayan Tanrının adıyla başlıyorum.

Bu, istenen karşılığı almak amacıyla dilek dilenecek ve ulu Tanrıya yakarılacak elverişli zamanın Yıldız Bakımı yönünden keskinlikle nasıl saptandığını soran kişiye karşılık olarak Ebû Yûsuf Ya’kûb b.İshak el-Kindi’nin –Tanrı yargılasın– yazmış olduğu küçük yapıttır. Dedi ki: Bu, –Tanrı seni başarıya ulaştırsın–, eksik beden evrenindekiler şöyle dursun, ruh evrenindekilere bile çetin gelen sorunlardandır. Ancak, bu bilginin Ulu Tanrıca iletici ve bildirici olarak sunulduğu kişi için başka! Demek ki, kendisine dayanılarak bu bilginin çıkarılacağı o elverişli zaman Yıldız Bakımı yönünden saptanır. Çünkü, belirli kimi kişilerin inancına göre, göksel güçler, kurulan ve bozulan bireyler ile Aşağı Evrende kuruluş ve bozuluş altında bulunanlara göstergendirler. Ama, onların kuruluş ve bozuluş üstündeki o elverişli göksel zamanların bilinmesinde göstergen olmaları söz konusu değildir. Çünkü, o güçler kendi altlarındakilerin nedenidirler, yoksa, üstlerinde bulunanların nedeni değildirler; o elverişli zamanların sayısı bu evren için bellidir, o evren için ise belli değildir. Nedenlerden ileri gelen herhangi bir şey üzerinde eğer, nedenliler açısından durulacak olursa, o şeyde birlik, ancak, nedenli olmak açısından gerçekleşir. Yıldız Bakımı sanatının o nedenli olanlar üzerindeki etkisine gelince, tıpkı, Tanrıdan istekten sonra girişilen her türlü eylemin ya da başka girişimlerin elverişli zamanının uygun düşürülmesinde olduğu gibi, Yıldız Bakımı’nın elinde olan şey, muta ermek amacıyla, içinde yakardan o elverişli zamanın uygun düşürülmesinden başka bir şey değildir. O halde, biz de bu konuda, ilkin bilgelik sever kişilerin, sonra, Yıldız Bakımı’na inananların sanılarını bildirmekle başlayalım ve bu işte Tanrıdan yardım dileyelim. Konulmuş yasa koşulları bakımından bizim inançlarımızı taşımayan ama birliğe inanan bilgelik sever kişilerin görüşlerine göre, yıldızlar uygun yerleri aldıklarında meydana getirdikleri biçimlerde isteğin yerine getirilmesi ve karşılanması gerekir. Onlar bu istek karşılanmasını o yıldızlara bağlarlar ve derler ki: Yıldızlar, kendileriyle Yaratan arasında –O, bu sözden yüksek ve uludur– aracıdırlar. Çoğu kez bunu Müşteri’ye ilgilerler. Bunu Yedi Gezegenden her biri için birer sunak yaparak, orada sunular sunarak, onu bakıcılarla bakımlı tutup onararak belirtirler, hem de, ilgili oldukları yıldız önünde, kendilerini saygıyla ve sunuyla yükümlü bellerler. Sokrates’in zehri içtiği o belirli zamanda ve ölümü sırasında Phaidonla İlgili Kitabında şöyle bir sözü vardır: “Platon’a, Zühre’ye sunu için sunak yapmasını, benim adıma orada sunular sunmalarını vasiyet ettim”. Bilgelik sever kişilerden bu inancı taşıyanlar ortadan kalkıp, onlardan sonra bilgelik sevgisini yok edenler türediklerinde, bunlar birtakım yontular benimsediler. Her bir yontuya Yedi Gezegenden birinin adını taktılar, onlara sunaklar sundular. Bu yontuya tapındılar. Bilgelik severlerin görüş ve inançlarının tersine, onları, kendileriyle bu gezegenler arasında aracı saydılar. Yıldız Bakımı’na inananların görüşlerine gelince: Onlar, yıldızların Müşteri ve Zühre’nin feleğinde uygun yeri aldığını görünce, onlardan birinin isteğin başında doğuş durumunda ötekinin ise, isteğin iyi bir sona varması için rabi¢ de bulunması gerektiğine inandılar. Onlardan birtakımı, bu dünyada ve öte dünyada muta ermek için o ikisinden birinin tasi¢de, diğerinin mutlu son için rabi¢de olması gerektiğine inandılar. Bu durumlarda, bu ikisinin Evlerinde olan bu iki uygun karşılaşma, o ikisinin güneş doğarken, o ikisi güzelliklerini kaybederken, yaklaşım ve geriye dönüşteki durumlarına uygun düşer. Ay da o ikisiyle uygun duruma gelir. Ay, onların Ay’ı karşıladığı yerde onlarla kavuşur. Onlardan birtakımının kanısınca, varlıklılık isteminde bulunmak için Ay’ın, Zühre’nin Evlerinde, Müşteri ile birleştiği o uygun zamanda, Tanrı’dan dilemek gerekir; çoluk çocuk isteminde bulunmak için Ay’ın, Müşteri’nin Evlerinde, Zühre ile birleştiği o uygun zamanda, oturacak ve gelir getirecek yerler isteminde bulunmak için Ay’ın Zuhal ile Ay’ı karşıladığı yerde, –ikisinin karşılaşmasının önceden sözünü ettiğimiz yerlerde–, birleşmiş olması, rütbe ve atlılar üzerinde başbuğluk isteminde bulunmak için, Ay’ın Merih ile Merih’in Ay’ı karşıladığı yerde birleşmesi, Bilim ve yazı isteminde bulunmak için Ay’ın Utarid ile, Utarid’in Ay’ı karşıladığı yerde birleşmesi, Vezirlik, çok varlık, Fıkıh isteminde bulunmak için Ay’ın Müşteri ile, Müşterinin Ay’ı karşıladığı yerde birleşmesi, hükümdarlık isteminde bulunmak için Ay’ın Güneş ile, tam göğün orta yerinde, Güneş’in Ay’ı karşıladığı yerde, birleşmesi veliahtlık, taşınma, yer değiştirme isteminde bulunmak için Ay’ın uygun yerde bulunması gerekir. Böylece, Ay bu istenenlerden, her biri için, yerinde karşılandıktan sonra, birleşir ve sıkı bir uygunluk doğar. Ve gözetilen amaca göre, biçim tutturmuş yıldızlarla uygun durumlara girer. Onlardan birtakımının kanısınca, Andromedea denen yıldız, bu Yeni Arş Yıldızı, Kaff al-Hadib adını alır, oysa bizce Hadib olan bu yıldızı biz gerçekte... yılında Hamelden 19° de, kuzey enlemi 51°. 40’, üçüncü kadirde Zuhal ve Zühre arasındaki geniş açıda gözlemledik Utarid ve Ay ile birleşirse, bu, Tanrı’dan dileklerin gerçekleşmesinde ve beden sağlığı istemekte, sayılı uygun zamanlardan biridir. O, Güneşle birleşirse, dileyen dilerse, bu onun varlık ve yüreklilikle karşılık alacağına göstergendir. O, Merih’le birleşirse, dilek dilenirse, bu, rütbe ve atlılara başbuğluk ile karşılanacaktır. Zuhal ile birleşirse, –tam uygun durum–, dilekçi yaşantısının orta yerinde düşmanlarını alt edecektir, eğer uygun olmazsa, ters durum doğar. Bu, fakirlikten ötürü çıplak olmaya göstergendir. Çünkü, simgelerle konuşanlar Andromedea’nın çıplak ve sıkışık olduğunu söylerler. Müşteri ile birleşirse, dilekçinin, her ne kadar çok varlıklı olacağına göstergen ise de, ömrünün kısalacağına da göstergendir. Ebû Yûsuf Ya’kûb b.İshak el-Kindi dedi ki: Bu ikisinden her biri birçok durumlarda, eylemlerde, doğuşlarda, din ve devlete ilişkin eylem başlangıçlarında ve evrendeki birçok değişimlerle ilgili dileğin karşılanması için bir durumda bulunur. Ama bu hal o kimselerin kitaplarında simgelerle anlatılmıştır. Onlar bunu bilim adamlarından ve lâyık olanlardan esirgemezler. Tam tersine, onlar bunu akılsız ve bilgisizlerden gizlerler. Çünkü, bu kimseler bu sanatı kendi havalarına göre, zararlı ve faydasız alanlarda kullanmak isterler. İşte bu, –Tanrı seni başarıya erdirsin–, benim aklımda olan ve aklıma gelen şeylerdir. –Tanrı seni bunlardan yararlandırsın, yardımıyla, bağışlamasıyla senin eksiklerini kapatsın–.

Mübahat Türker Küyel, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Dergisi, 1972, s. 5–7.