21. Vedâ Hutbesi

Hz. Peygamber’in, hicretin 10. yılında (m. 632) eda ettiği ilk ve son haccı olan Vedâ Haccı sırasında okuduğu hutbelere Vedâ Hutbesi denilmektedir. Hz. Peygamber arefe günü Arafat’ta Nemire mevkiinde Kasvâ adlı devesi üzerinde sayıları 100.000’ı aşan sahabîlere ilk konuşmasını yapmıştır. Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde de ashâb-ı kirâma hitap etmiştir. Onun birkaç yerde yaptığı bu konuşmalara Vedâ Hutbesi denilmiştir.

Bu konuşmayı yaptıktan yaklaşık üç ay sonra vefat eden Hz. Peygamber, vasiyet özelliği taşıyan ve en önemli hususları dile getirdiği bu hutbesinde, insan hayatının, malının ve namusunun mukaddes ve dokunulmaz olduğunu beyan etmiş; can, mal ve ırz emniyetinin önemini açıklamıştır. Toplum düzenini bozan, can, mal ve ırz emniyetini ortadan kaldıran Câhiliye devrinin içki, kumar, faiz ve kan davası gibi bütün kötü âdetlerinin kaldırıldığını bir kere daha ilan etmiştir. Bu yanlış inançların yerine, insanların insan olma açısından eşit olduklarını, bütün insanların Hz. Âdem’den, onun ise topraktan yaratıldığını hatırlatmıştır. Mü’minlerin kardeş olduğunu; erkeklerin kadınlar üzerinde olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu vurgulamak suretiyle toplumda dirlik ve düzeni sağlayan üstün değerleri dile getirmiştir. Kısaca insanlığın birinci derecede dikkate alması gereken temel ilkeleri özetlemiştir. Hz. Peygamber bir daha hac yapamadığı ve haccı esnasında ashâbıyla vedalaştığı için bu haccına “Vedâ Haccı” denilmiştir.

Güvenilir kaynaklardaki rivayetlerden derlenen Vedâ Hutbeleri metni anahatlarıyla şöyledir:

Hamd ve şükür Allah’a mahsustur. O’na hamdeder ve O’ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet nasip ederse, artık onu kimse saptıramaz, sapıklığa düşeni de kimse hidayete ulaştıramaz. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, tektir, eşi, ortağı ve dengi benzeri yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve resûlüdür.

Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar! Bu gününüz Arefe nasıl mukaddes bir gün ise, bu ayınız Zilhicce nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz Mekke nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü taarruzdan korunmuştur.

Ashâbım! Yarın Rabbinize kavuşacak ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorguya çekileceksiniz. Sakın benden sonra küfre ve sapıklığa düşüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada işitenden daha iyi anlayarak itâat eder.

Ashâbım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine iade etsin. Yararlanılmak üzere alınan şeyler de sahiplerine iade edilmelidir. Borçlar ödenmelidir. Birinin borcunu üstlenen kefil de o borcu ödemelidir. Rabbınız olan Allah’tan sakının, ona kulluk edin. Faizin her türlüsü kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat anapara sizindir. Böylece kimseye haksızlık etmediğiniz gibi siz de haksızlığa uğramamış olursunuz. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Câhiliye’den kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır.

Câhiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamiyle kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası akrabalarımdan Rebîa b. Hâris b. Abdülmuttalib’in oğlu Âmir’in kan davasıdır.

Ey insanlar! Kadınların haklarına riâyet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınlarınızı Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız iffet ve namuslarını korumalarıdır. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları geleneklere uygun biçimde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanızdır. Kadınlar hususunda Allah’tan korkun ve onlara en iyi şekilde davranın.

Ey mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümanın malı, rızası olmadan diğer Müslümana helal olmaz. Ashâbım! Sakın zulmetmeyiniz. Herkes ancak kendi işlediği suçtan sorumludur. Baba oğlunun, oğul da babasının suçundan sorumlu tutulamaz. Allah her vârisin mirastan payını tayin etmiştir. Artık bir kişinin diğer varisleri mahrum edecek şekilde vasiyette bulunması helal değildir. Çocuklar babalarından başkasına nisbet edilemez. 

Ey mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanların da Araplara karşı hiçbir üstünlüğü yoktur. Bütün insanlar Âdem’dendir. Âdem de topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük Allah’tan hakkıyla korkma, takvâ iledir. Benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir.

Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça asla yolunuzu şaşırmazsınız. Bu emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân ve O’nun peygamberinin sünnetidir veya ehl-i Beytidir.

Ey insanlar! Devamlı dönmek olan zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumuna dönmüştür. Bir yıl on iki aydır, bunlardan dördü, Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb mukaddes aylardır.

Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden saltanat ve nüfuz kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde şeytana uyarsanız, bu da onu sevindirir, ona cesaret verir. Dininizi muhafaza etmek için bunlardan da uzak durunuz.

Ashâbım! Allah’tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekâtını verin, hac ibadetini yerine getirin. Allah’ın kitabına uydukları sürece yöneticilerinize itaat edin. Böylece Rabbinizin cennetine girersiniz.

“Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar; o zaman ne diyeceksiniz?” deyince ashab: “Allah’ın mesajını tebliğ ettin, görevini yaptın, bize nasihatte bulundun” diye şahitlik ederiz” dediler.

Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, üç defa:

“Şahit ol ya Rab!” dedikten sonra: “Burada hazır olanlar, benim söylediklerimi burada bulunmayanlara tebliğ etsinler” buyurdu.

Bu veciz konuşma, dinleyenlerin tamamının işitebilmesi için gür sesli sahâbîler tarafından tekrarlanmıştı.

Buhârî 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-VIII, İstanbul, “Hac”, 132; “Megâzî”, 78. 
Müslim 1413/1992. el-Câmi’u’s-sahîh, I-V, İstanbul, “Hac”, 147. 
İbn Hişâm 1355/1936. es-Sîretü’n-Nebeviyye, nşr, Mustafa es-Sekkâ ve dğr., I-IV, Kahire, III-IV, s. 259-261. 
İbn Sa’d 1388/1968. et-Tabakâtü’l-kübrâ, nşr. İhsan Abbas, I-IX, Beyrut, II, s. 183–186. 
Câhız 1388/1969. el-Beyân ve’t-tebyîn, nşr. Abdüsselâm M. Harun, I-IV, Kahire, II, s. 31–33. 
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı