3. Bizans’ın Girit’i İşgali Karşısında Müslüman Halkın Fâtımîlerden Yardım İstemesi

350/960 yılında Fâtımî Devleti ile yürürlükte bulunan ateşkes sırasında Bizanslılar Girit’e büyük bir askerî harekât düzenlediler ve adayı ele geçirdiler. Bu sırada Giritli Müslümanlar, daha önce Sünnî İhşidîlerden istedikleri yardım gerçekleşmeyince Şiî Fâtımîlerden yardım istediler.

Fâtımîlerin başkadısı Kadı Numân’ın Girit adasındaki Müslüman ahalinin, Bizans kuşatması karşısında Mısır’ın İhşîdî hükümdarından talep ettiği yardım için şu ifadeleri kullanır:

“Girit ahalisi, Mısır’a sahip olan Îhşîdîlerden yardım talep etti. Girit gemileri, Mısır halkının ihtiyaçlarını karşılamak için adadan Mısır’a yiyecek taşıyor, Mısır valisi de Giritlilere hediyeler gönderiyordu. Bununla birlikte, Îhşîdîler, onları kurtarmak için gerekenleri yerine getirmedi. Giritlileri kurtarmak için halife’ye [Muiz-Lidînillâh] bir mektup gönderip yardım isteyecek birini bulmaya çalıştı. Ayrıca bir Girit heyetini de ona gönderdi. Giritlileri kurtarmakta gösterdiği başarısızlık yüzünden halkın kızgın olduğunu öğrendikten sonra, sözde Giritlileri destekleyecek bir kuvvet gönderiyormuş gibi yaparak, çok sayıda geminin denize indirilmesini emretti.” Halife Muiz-Lidînillâh, İhşîdîlere cevap niteliğinde bir mektup yazarak, çok önceden gemilerin hazırlanması ve gerekli malzemenin tedariki hususunda kendisine emirler verdiğini hatırlattı. Halife şöyle diyordu: “Bu topraklarda [Mağrib] yaşayanlara karşı savaş ilân edip onlara zarar vermek isteyen müşrikleri kontrol altında tutmamız için Allah bize her zaman yardım etmiştir. Cihad ilân etmeye ve Girit ahalisine yardımcı olmak için gemilerinizi yollamaya karar verdiğinizi öğrenmiş bulunuyoruz. Esasında, size olan yakınlıkları, sizle olan ilişkileri, sizin ülkenize göndermiş oldukları yiyecek malzemeleri ve her ikinizin de ortak olarak paylaştığı sadakat sebebiyle, onlara ilk olarak yardım eden siz olmalıydınız. Şimdi, onları sizlere bırakacak olsak ve yardım etmesek, kim bizi suçlayabilir? Şimdi gelmiş bizden yardım etmemiz için yalvarıyorlar. Biz sizin Allah yolunda cihad etmenize ve planlamış olduğunuz şeyleri yerine getirmenize mani olmuyoruz. Bizim gemilerimizin harekete geçtiğini duymanız, bu planladığınız şeyleri yapmamanız için bir bahane olmasın! Gemileriniz ve adamlarınız bizim tarafımızdan asla saldırıya uğramayacaktır. Sizin askerlerinizle doğru yolda yürüyeceğimiz, onlara kendi adamlarımızmış gibi davranacağımız, onlara gerektiğinde el uzatacağımız ve kazanılan ganimeti onlarla paylaşacağımıza söz veriyoruz. Kendi adamlarımızla onları aynı konumda tutacağız; aynı şekilde, Allah bize galibiyeti nasip edinceye kadar donanmanız bizimle birlikte hareket edecek sonra da, gemileriniz size geri dönecektir... Bundan şüpheniz olmasın ve bize güvenin. Çünkü Allah’ın düşmanlarını ezmenin yolu Müslümanların birbirleriyle dayanışmasından ve aralarında var olan farklılıkları düşman karşısında unutmaktan geçer. Şimdi sizin için bu şeyleri kolay hale getirdik ve söylediğimiz şeylere de Allah şahittir. Eğer benim sözlerime güveniyor ve cihadı tercih ediyorsan, limanın Girit’e olan yakınlığını göz önünde tuttuğumuzda, Berka kıyısındaki Tanbe limanına gemilerinin derhal gönderilmesi için hazırlıklarını yap. Orada, 350 yılının Rebîülâhir ayının ilk günlerinde (Mayıs-Haziran 961) bizim gemilerimiz sizinkilerle buluşacaktır. Aksi takdirde, bunu [öneriyi] kabul etmezseniz, bizler size tavsiyede bulunma konusunda elimizden geleni yapmışızdır ve bundan dolayı size karşı olan vazifemizden artık mesul değilizdir. Böyle bir durumda, Allah’ın kuvveti, inayeti ve desteği bize yeter. Ne sizden ne de başka kişilerden yardım isteyecek değiliz. Gemilerimizi, adamlarımızı ve gerekli levazımatı ve Allah’ın bize ihsan ederek bizi güçlü kıldığı her şeyi hemen şimdi göndermeye kararlıyız ve bunu başaracağımıza yürekten inanıyoruz.”

Muiz-Lidînillâh ve Bizans imparatoru VII. Konstantinos arasında kararlaştırılan beş yıl süreli ateşkesin Bizans’ın Girit adasına saldırmasını takiben hükümsüz kalması hakkında da Kadı Nu’mân tafsilatlı açıklamalarda bulunur:

“Bununla birlikte, ateşkesin süresi dolmadan önce Fâtımî halifesi Muiz-Lidînillâh, İmparator VII. Konstantinos’un, en yakın adamı olan domestikosunu çok sayıda gemi ve kayda değer sayıda askerinin başına geçirerek, yöneticilerinin sembolik olarak Abbâsîlerin hâkimiyetindeki Girit’e gönderdiğini öğrendi. Bizans saldırılarıyla başa çıkamayacaklarını ve Abbâsîlerin kendilerine yardım edemeyeceğini anlayan Girit ahalisi, bölgenin ileri gelenlerinden birini taşıyan bir gemiyi Fâtımî halifesine göndererek onun yardım ve desteğini talep ettiler. Giritliler her ne kadar Abbâsî hâkimiyetini tanımış olsalar da Fâtımî halifesi onların umutlarını gerçekleştirmeye ve kâfirlerden onları kurtarmaya karar verdi. Bununla birlikte, Girit’ten yola çıkan elçi ulaşmadan önce Bizans’ın Girit harekâtından haberdâr olan Muiz-Lidînillâh, donanmanın Giritlilere olabildiğince çabuk bir biçimde yardımcı olması için hazırlık talimatı verdi. Nihai olarak, elçi geldi ve halkın mesajını Fâtımî Halifesine ulaştırdı... Muiz-Lidînillâh Allah’ın emrine uygun olarak kâfirlerle vardığı anlaşmayı iptal etmeye karar verdi. Halife, bu mesele hakkında [Bizans İmparatoruna] bir mektup gönderilmesi emrini verdi. Sözlerinin belâgatı ve ihtişamıyla yarışabilecek sözleri daha önce hiç duymamıştım.” Girit ahalisine karşı yürütülen düşmanca politikaların sona ermesi tercihini Bizans İmparatoruna sunduktan, aksi takdirde halife tarafından aralarında yapılan anlaşmanın feshedileceğini söyledikten sonra, şöyle buyurdu: “Girit ahalisinin başka birilerine [Abbâsîlere] sadık olduğunu düşünmeyin. Onlar şimdi bize geldiler ve bizden yardım talep ettiler. Ateşkes maddeleri bizleri bağlamaz. Girit dâhil her yer bizim mülkümüzdür. Bize gelip yardım talep etmiş insanlara karşı savaş ilân etmekte ısrar ederseniz, bu vesile ile anlaşmanız sona erer. Kendinize ve aynı dini paylaşan insanlara dikkat edin çünkü Allah’ın yardım ve desteğiyle size ve onlara karşı savaşmaya karar vermişizdir.”

Bizans’ın istilâsı karşısında yardım talep etmek için gelen Girit elçisi ve Muiz-Lidînillâh arasındaki geçen konuşmalar hakkında ise Kadı Nu’mân şunları söyler:

“Girit elçisi geldiğinde, Muiz-Lidînillâh onu huzura kabul etti. Elçi yeri defalarca öptü ve Girit halkı tarafından ihtiyaç duyulan yardımı ona bildirdi. Elçi Halife’ye bu adanın önemini, Bizans toprakları ve Mısır’a nazaran konumunu, ve iki yer için de bir kapı rolü oynadığını izah etti. Netice itibariyle, eğer Allah ona, müşrikleri püskürtmeyi ve adayı hâkimiyeti altına alma imkânı tanırsa, bu Allah ’ın izniyle, hem İstanbul’un hem de Doğu diyarlarının fethine yol açacaktı. Elçi adada bulunan zenginlikleri, maden açısından var olan bolluğu, gemilerin inşâsında kullanılan kerestelerin varlığını ve adanın hem İstanbul’a hem de Mısır’a olan yakınlığını birer birer saydı.” Muiz-Lidînillâh şöyle dedi: “Allah’ın inayetiyle, bizi teşvik ettiğiniz konuda umutlarınızı boşa çıkarmayacağız. Senin bize gelmekte olduğunu öğrenir öğrenmez donanmamızın hazırlanması için gereken emirleri vermişizdir. Giritliler seni bize daha da önce göndermiş olsalardı, donanmamız şimdi onlarla birlikte olurdu. Girit ahalisinin şu anda bizden yardım talep etmesiyle birlikte, Allah ’ın yardımını almaya ve zaferlerini yaşamaya alışkın olan bizler, bizim gemilerimiz Girit halkına ulaşıncaya ve onları kurtuluşa erdirmeye yardımcı oluncaya dek, Allah Giritlilere kuvvet versin ve onlara dayanma azmi ihsan eylesin diye dua ediyoruz. Bu işteki gayemiz, Allah’ın bize emrettiği şey, diğer bir deyişle düşmanımız karşısında cihad etmeyi gerçekleştirmek ve yardım için yüzlerini bize döndüren büyük dedelerimizin [Hz. Peygamber’in] ümmetine yardım etmek ve onları kurtarmaktır. Dünya malından söz edecek olursak, Allah, bir kimse ne kadar umut edebilecekse ondan daha fazlasını bize ihsan etti. Emin olun ve bizim gemilerimizde dostlarınızla eve dönünceye kadar bizimle kalın.”

Öztürk, Murat 2012. Fâtımîler’in Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 92–95.