3. Şâhnâme: Firdevsî

MÖ 6. yüzyılda Sasani imparatoru Nûşirvân, Pers ve Sasani dönemine ait efsane ve haberlerin derlenmesi emrini vermişti. Daha sonra da bu görevi yerine getirme teşebbüsleri devam etti. İşte bu milli gelenek doğrultusunda Firdevsî, Şâhnâme’sinde eski İran tarihini ve destanî hatıralarını yeniden diriltmeyi hedeflemiştir. İran tarihini ve İranlıların kahramanlık hikâyelerini yazıya aktararak ölümsüzleştirmesiyle İranlıların “milli şair” olarak kabul ettikleri Ebu’l-Kâsım Hasen-i Firdevsî (ö. 411-416/1020-1025) hicri 4. ve 5. yüzyılda İran’ın yetiştirdiği büyük hamasi şairdir. 370/980’de yazmaya başladığı ünlü eseri Şâhnâme’yi 400/1009’da tamamlamıştır. Mesnevi nazım şekliyle ve aruzun “feûlün / feûlün / feûlün / feûl” kalıbıyla yazılan eser, vezniyle de bu tür eserlerin öncüsü olmuş, mütekârib bahrinin bu kalıbı “şehnâme vezni” adıyla anılmıştır. 393/1002 yılında Gazneli Mahmud’un sarayına girmiş, fakat orada umduğunu bulamamış, Gazne’den Horasan’a giderek Usmail-i Varrak’ın evinde bir süre kalmıştır. Daha sonra Tacikistan’a giderek Bavendoğulları’ndan Şehriyar’ın hizmetine girmiş ve orada Sultan Mahmud’u hicvetmiştir. Mazenderan’dan Horasan’a geçen Firdevsî, ömrünün geri kalan kısmını burada geçirmiştir. Fakirlik içinde hayat süren Firdevsi’nin Şâhnâme’si, İran’ın en değerli edebi ürünlerinden biridir. Firdevsî, eserini yazarken IX. yüzyılın sözlü geleneklerinden, manzum ve mensur şahnamelerden faydalanmıştır. Şehnâme’de Pîşdâdiyân, Keyâniyân, Eşkâniyân ve Sâsâniyân olmak üzere dört büyük sülalenin hüküm sürdüğü dönemler anlatılır. Şehnâme ve Şehnâme’deki anlatılar, Osmanlı çağları boyunca hararetle okunmuş ve hemen tüm unsurları divan şairleri tarafından Türk şiirine taşınmıştır. Eser içerisinde geçen Cemşîd, Dahhâk, Ferîdun, Rüstem, Gâve, Tahmures, Keyumers, Keyhusrev, Keykâvus, Güştâsb, Efrâsiyâb, İsfendiyâr, Dârâ, Peşeng ve İskender gibi isimler klasik şairler tarafından defalarca işlenmiş, kullanılmıştır. Şehnâme, birçok tercümeye konu olmuş, anlaşılmayan yerleri için “Lügat-i Şehnâme”ler yazılmış, şerhler kaleme alınmıştır.

Seçmeler

Bu feleğin dönüşüne dikkat et. Bundan daha iyi bir öğretmen bulamazsın.

***

Yaratılışı acı olan bir ağacı Cennet bahçesine de diksen, sonunda ondaki cevher etkisini gösterecek ve aynı acı meyveyi verecektir.

***

Gel, cihanı kötülere bırakmayalım. Çalışarak daima iyilik yapalım. İyi de kötü de sonsuz değildir. En iyisi geriye iy.iliği yadigâr bırakalım. Hazine, para ve yüksek saraylar sana fayda etmeyecektir. Mutlu Feridun melek değildi; misk ü amberle yoğrulmuş da değildi. Adaleti ve cömertliği ile o yüce makamı elde etti. Sen de adaletli ve cömert ol. O zaman Feridun sen olursun.

***

Allah’ın sana verdiği en değerli şey akıldır. Akıl sana kılavuzluk eder, gönlünü rahatlatır; her iki dünyada sana faydalı olur. Onun sayesinde iki cihanda değerli olursun. Aklını kaybeden kişinin ayağı kayar. Akıl, ruhun gözüdür; gözün olmadan sen cihanda nasıl mutlu yaşarsın? İlk yaratılan şey akıldır. Akıl, şu üç şeyle birlikte ruhun koruyucusudur. Bu üç şey kulak, göz ve dildir. Şüphesiz bütün iyilik ve kötülükler bu üç şeyden gelir. Aklı ve ruhu hakkıyla kim övebilir? Cihanı yaratanın yaratmış olduğu sen, aşikâr olanı ve gizliyi bilemezsin. İlim adına işittiğin hiçbir şeyi öğrenmekten geri durma. Sözün dalına ulaştığın zaman, ilmin kökte kalmadığını (dallanıp budaklandığını) anlarsın.

Zebîhullâh Safâ, Târîh-i Edebiyyât der Îrân, I, s. 458–521.  
Çeviren: Mehmet Atalay

Dahhâk’in Demirci Kâve ile Macerası

Telif hakları sebebiyle içerik yayınlanamamaktadır.

Efrâsiyâb’ın İran’a Gelmesi

Telif hakları sebebiyle içerik yayınlanamamaktadır.