4. Hükümdarın Gerekliliği: Nizâmülmülk

Bil ki, Yüce Allah her asırda ve çağda “halk” arasından birini seçer, onu padişahlara layık ve medhe değer hünerlerle süsler insanlar onun adaleti içinde yaşasınlar, emin olsunlar, daima devletinin bekasını istesinler diye, dünya işlerini ve Allah’ın kullarının huzur içinde yaşamasını ona tevdi eder, fesad, karışıklık ve fitne kapısını ona kapattırır; onun hey bet ve haşmetini Allah’ın kullarının gönüllerinde ve gözlerinde yerleştirir.

Eğer –Allah korusun– bendegandan bir isyan, şeriatı hafife alma veya yüce Allah’a itaatte ve fermanlarına karşı kusur olursa, (o), onları (isyan edenleri) tedip etmek ve yaptıklarının cezasını vermek ister. –Yüce Allah bize o günleri göstermesin ve böyle bir talihsizlikten uzak tutsun–. Elbette, o isyanın uğursuzluğuyla Yüce Allah’ın hışmı ve yerin dibine batırışı bu adamlara ulaşır; onlar arasından padişahlık kalkar; muhtelif kılıçlar –kınlardan– çekilir; haksız yere kanlar dökülür; o günahkârı (başkaları) bütün fitneler ve kan dökmeler ortasında helak edinceye, cihan onlardan temizleninceye kadar kim daha güçlü ise, her istediğini yapar. Bu günahkârların uğursuzluğundan dolayı, günahsızların çoğu helak olur. Bunun misali şöyledir: Sazlığa ateş düşünce kuru da, yaş da olsa hepsini güzelce yakar ve kuru ile yan yana bulunması dolayısıyla bunun da yanında birçoğu yanar.

Sonra Allah’ın takdiri ile bendelerden birine saadet ve devlet “hasıl” olur. Yüce Allah ona çapına göre bir ikbal ihsan eder, akıl ve bilgi verir ki, o bu akıl ve bilgi ile astlarının her birini kendi rütbesinde tutar, her birini gücü ölçüsünde rütbe ve makama yükseltir. Hizmetkârları ve layık olan kimseleri insanlar arasından seçer ve onlardan her birine mertebe ve makam verir; din ve dünya işlerinin yerine getirilmesinde onlara itimat eder. İtaat yolunu tutan ve kendi işleri ile meşgul olan reâyâyı sıkıntılardan arınmış tutar; öyle ki, onun adaleti sayesinde onlar rahatlık içinde hayat sürerler.

Keza, eğer hizmetkârlardan ve memurlardan bir kimseden yakışıksızlık ve yağma vuku bulursa, eğer (o) kimse, azarlama ve nasihat ile yola gelir gaflet uykusundan uyanırsa, onu o işinde tutması, eğer uyanmazsa, (makamında) hiç tutmasın, onu layık olan başka bir kimse ile değiştirsin. Reâyâdan nimet hakkını tanımayanları, emniyet içinde olmanın ve rahatlığın (içinde yaşama) kadrini bilmeyen, kalplerinde hıyanet düşünen ve inat eden, kendi rütbelerinin dışına ayak basan kimselere günahları ölçüsünde hitap etsinler; kendilerini cürümlerinin miktarı kadar cezalandırsınlar; yine af eteğini onların günahları üzerine örtsünler; bu işten vazgeçsinler.

Kanallar açmak, belli başlı ırmaklara yataklar kazmak, büyük sulardan geçiş için köprüler yapmak, köyleri ve tarım alanlarını mamur kılmak, surlar inşa etmek, yeni şehirler kurmak gibi cihanın imarı ile ilgili şeyler yapsın; güzel oturulacak yerler vücuda getirsin; ana yollar üzerine ribâtlar, ilim talipleri için medreseler yapılmasını emretsin; ta ki, adı daima kalsın; bu işlerin sevabı öteki dünyada onu bulsun, reâyâ daima (hayır) dualar etsin.

Bu zamanın geçmiş zamanların tarihinin bir devamı olması, daha önce (gelip-geçmiş) hükümdarların yaptıklarının eseri olması, Allah’ın kullarına, onlardan önce, başkalarının sahip olmadıkları bir mutluluk vermesi Yüce Allah’ın takdiri olduğu için, babadan babaya ta büyük Efrâsiyâb’a kadar çıkan iki büyük soydan gelen (o) Âlemin Efendisi, Şehinşâh-ı âzam (Melikşah)ı -ki padişahlık ve liderlik onun hanedanında idi- cihan padişahlarının mahrum bulunduğu kerametler ve büyüklüklerle süsledi; sonra da iyi huylulukla güzel yüz, mertlik, yiğitlik, binicilik, ilim, türlü silahları kullanmak, hünerlere sahip olmak, Allah’ın kullarına şefkat ve merhamet (göstermek), vaadlerinde durmak, dürüst din, iyi itikat, Yüce Allah’a itaat (edenleri) sevmek, akşam namazı (kılmak), ziyaret, oruç faziletlerini yerine getirmek, din âlimlerine hürmet etmek, ilim ve hikmet ehlini kazanmak, sadakalar vermek, yoksullara iyilik etmek, maiyete ve hizmetkârlara iyi muamele etmek, zalimlerin zulmünü raiyyetten kaldırmak gibi hükümdarların muhtaç oldukları şeyleri ihsan etti. Sözün kısası, Yüce Allah layık olduğu kadar ve iyi itikadı ölçüsünde ona devlet ve memleket verdi; bütün cihanı fethettirdi; heybet ve siyaseti bütün iklimlere ulaştı; öyle ki, dünyada herkes onun vergi ödeyicisi (haraç-guzâr) dir, (ancak) onlar gösterdikleri yakınlıkla onun kılıcından emin olurlar.

Halifelerden bazıları zamanında mülk geniş ve yaygın ise de, hiçbir zaman gönülleri Hâricilerin isyanları ile meşgul olmaktan hâli değildi. Bu mübarek zamanda -Yüce Allah’a hamdolsun- bütün dünyada gönlünde muhalefet düşünen veya başını itaat çemberinden çıkaran kimse yoktur, Yüce Allah, bu devleti kıyamete kadar devam ettirsin: Kötü gözü bu memleketin mükemmelliğinden uzak tutsun; öyle ki, kullar efendimizin adalet ve siyasetinde yaşasınlar ve hayır dua ile meşgul olsunlar.

Nizâmülmülk 1999. Siyâsetnâme, çev. Mehmet Altay Köymen, Ankara: Türk Tarih Kurumu, s. 6–8.