4. Hz. Peygamber’in Tâif Dönüşü Yaptığı Duâ

Hz. Peygamber Kureyş müşriklerinin tavırlarını giderek sertleştirmeleri üzerine davetini Mekke dışında yaymayı düşündü ve peygamberliğin onuncu yılında (m. 620) yanına Zeyd b. Hârise’yi alarak Sakîf kabilesini İslâm’a davet amacıyla Tâif’e gitti. Ancak Tâifliler kendisiyle alay edip onu taşlattılar. Hz. Peygamber o gün yaşadıklarını Uhud Savaşı’ndan daha şiddetli olduğunu söylemiştir. Atılan taşlarla ayakları kanayan Resûlullah’ı korumaya çalışan Zeyd’in de başı yaralandı. Tâiflilerin maddî ve mânevî eziyeti karşısında Hz. Peygamber yakınlardaki bir üzüm bağına sığındı.

Bu zor anlarında Resûlullah rabbine sığınıp teslimiyetini ifade etmiş, onun rızâsını ve yardımını talep ederek şöyle duâ etmiştir:

“Allah’ım! Kuvvetsiz ve çaresizliğimi, halk nazarında küçük düşürülmüş olmamı ancak sana arz ve şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen sıkıntı ve zulüm altında ezilenlerin rabbisin. Sen benim rabbimsin. Beni kimlerin eline bırakıyorsun! Bana sert ve kötü davranacak yabancıya mı, yoksa mukadderatıma hâkim olacak düşmanlara mı? Gerçekte üzerime çöken bu musibet şayet senin bana karşı bir gazap ve öfkenden kaynaklanmıyorsa ben bunu dert edinmem ve gönülden katlanırım. Fakat senden gelecek bir himaye ve koruma benim için her zaman daha hoştur. İster bu dünyada, ister ahirette her işi nizama sokan ve karanlıkları aydınlatan senin ilahi nuruna sığınıyorum. Allah’ım! Senin öfken ve gazabından yine senin merhametine sığınıyorum. Sen razı oluncaya kadar af diliyorum. Tevbe ve niyaz yalnız sanadır. Gerçek kuvvet ve kudretin kaynağı ancak sensin Allah’ım! ”

Bu arada bağ sahiplerinin Hristiyan kölesi Addâs Hz. Peygamber’e bir tabak üzüm getirdi. Hz. Peygamber’in üzümü yemeye başlarken “Bismillâh” demesi Addâs’ın dikkatini çekince konuşmaya başladılar. Peygamber Efendimizin davranış ve konuşmalarından etkilenen Addâs orada Müslümanlığı kabul etti.

Hz. Peygamber bir süre dinlendikten sonra Mekke’ye dönmek üzere Tâif’ten ayrıldı. Bu sırada Cebrâil gelerek eğer isterse Allah’ın kendisine işkence ve eziyet eden müşrikleri helâk edeceğini söyledi. Peygamber Efendimiz bu durumda bile düşmanlarına beddua etmedi ve Cebrail’e şu cevabı verdi:

“Hayır, istemem; ben, Allah’ın bu müşriklerin soyundan yalnız Allah’a kulluk eden, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan nesiller meydana getirmesini arzu ederim”.

İbn Hişâm 1355/1936. es-Sîretü’n-Nebeviyye, nşr, Mustafa es-Sekkâ ve dğr., I-IV, Kahire, I-II, s. 420.  
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı