4. İlk Halife ve Kadıların İzledikleri Yöntem

Hz. Peygamber’den sonra onun yanında yetişmiş olan sahabîler ve özellikle halife seçilenlerin fıkıh usûlüne dair söz ve görüşleri önem taşımaktadır. Hz. Peygamber’in en yakın iki sahabisi/arkadaşı ve hayatı boyunca her konuda yardımcısı olan Hz. Ebû Bekir (13/634) ve Hz. Ömer’in (23/644) söz ve uygulamaları fıkıh ve usûl bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Hatta kimi alimler Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in ittifak etmelerini başlı başına bir delil/hüccet olarak kabul etmiştir. Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber’in vefatından sonra halife seçilmiş ve iki yıl halifelik yapmış, Hz. Ömer ise Hz. Ebû Bekir’in vefatından sonra halife seçilmiş ve on yıl halifelik yapmıştır.

Hz. Ebû Bekir kendisine davacılar geldiğinde Kur’ân’a bakar, onların arasında vereceği hükmü Kur’ân’da bulursa onunla hükmederdi. Kur’ân’da bu konuda hüküm yoksa ve o, Hz. Peygamber’in konuyla ilgili sünnetini biliyorsa onunla hükmederdi. Hükmü sünnette de bulamazsa çıkar ve Müslümanlara: “Bana şöyle bir mesele geldi. Hz. Peygamber’in bu konuda bir hüküm verdiğini biliyor musunuz?” derdi. Bazen bir grup insan onun yanında toplanır ve hepsi Hz. Peygamber’in bu konuda verdiği hükmü anlatır, Hz. Ebû Bekir de: “Peygamberimizden (aldığı bilgiyi) ezberleyip koruyanları içimizde bulunduran Allah’a hamdolsun” derdi. Eğer Hz. Peygamber’den bu konuda aktarılan ve bilinen bir sünnet bulmakta zorlanırsa insanların ileri gelenlerini ve en iyilerini toplar, onlarla istişare eder ve onların hepsi aynı görüşte birleşirse onunla hükmederdi. Hz. Ömer de aynı şeyi yapardı; eğer Kur’ân ve sünnette aradığını bulmakta zorlanırsa Hz. Ebû Bekir’in o konuda verdiği bir hüküm var mı diye bakar ve eğer Hz. Ebû Bekir’in o konuda bir hüküm verdiğini öğrenirse onunla hükmederdi; yoksa Müslümanların ileri gelenlerini çağırırdı; eğer onlar bir görüş üzerinde birleşirlerse onunla hükmederdi.

Beyhakî. es-Sünenü’l-kübrâ, Beyrut, Dârü’l-Ma’rife, ts., X, 114-115.

Hz. Ömer Şam’da görev yapan genç bir kadıyı çağırdı ve ona: “Ne ile hükmediyorsun?” dedi. Kadı: “Allah’ın kitabıyla” dedi. Hz. Ömer: “Allah’ın kitabında aradığın hükmü bulamazsan?” dedi. Kadı: “O zaman Rasûlullah’ın verdiği hükümle hükmederim” dedi. Hz. Ömer: “Rasûlullah’ın verdiği hükümler arasında aradığın hükmü bulamazsan?” dedi. Kadı: “O zaman Ebû Bekir ve Ömer’in verdiği hükümlerle hükmederim” dedi. Hz. Ömer: “Onların verdiği hükümler arasında aradığın hükmü bulamazsan?” dedi. Kadı: “O zaman Kendi re’yimle/görüşümle ictihad ederim” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Sen Şam’ın kadısı olmaya layıksın” dedi.

el-Hâkimü’ş-şehîd. el-Kâfî, Atıf efendi kütüphanesi, no. 1005, I, 216a.

İlk Müslümanlardan olan Abdullah b. Mes’ud (ö. 32/653), sahabe içinde ilim ve ahlakıyla tanınan bir simaydı. Uzun süre Hz. Peygamber’in hizmetinde bulunan Abdullah b. Mes’ud, insanlara İslâm’ı öğretmesi ve kadılık yapması için, Hz. Ömer tarafından Kûfe şehrine gönderilmiştir.

Bir gün Abdullah b. Mes’ud’a çok soru sordular. Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud şunları söyledi: “Bir zamanlar kadı ve makam sahibi değildik. Sonra Yüce Allah gördüğünüz mevkiye gelmemizi takdir etti. Bugünden sonra içinizden birisi kadı olursa Allah’ın kitabında bulunanla hükmetsin. Allah’ın kitabında aradığını bulamazsa Rasulullah’ın verdiği hükümle hükmetsin. Rasulullah’ın verdiği hükümlerde aradığını bulamazsa salih insanların verdiği hükümle hükmetsin. Bunu da bulamazsa kendi görüşüyle ictihad etsin ve “Ben korkarım” demesin. Helâl açıktır, haram da açıktır. Bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır; bunlara gelince, şüphelendiğin şeyi terk et, şüphelenmediğin şeyi kabul et.

Nesaî. Âdâbü’l-kudât 11 
el-Hâkimü’ş-şehîd, el-Kâfî. Atıf efendi kütüphanesi, no. 1005, I, 216a.

Allah kullarının kalplerine baktı. Hz. Peygamber’in kalbinin kullarının kalpleri içinde en iyisi olduğunu gördü. Onu seçip elçisi olarak gönderdi. Hz. Peygamber’in kalbinden sonra kullarının kalplerine bir daha baktı. Onun arkadaşlarının kalplerinin kullarının kalpleri içinde en iyisi olduğunu gördü. Onları peygamberinin vezirleri ve dini için savaşan insanlar kıldı. Dolayısıyla Müslümanların iyi gördüğü şey Allah katında da iyidir; Müslümanların kötü gördüğü şey Allah katında da kötüdür.

Hanbel, Ahmed b. 1413/1992. Müsned, I-VI, İstanbul, I, 379. 
Çeviren: Mehmet Boynukalın