4. Kelam Yönteminin Kullanılması: el-Eş’arî

Bazı kimseler, cehaleti sermaye edindiler, bu sebeple de dinî konular üzerinde düşünmek ve araştırma yapmak kendilerine ağır geldiği için taklide ve kolay olana meylettiler. Dinin temel meseleleri (usul-i din) hakkında araştırma yapana dil uzatarak onu sapıklıkla itham ettiler. Nihayet, hareket-sükûn, cisim, araz, renkler, oluşlar, cüz (bölünmeyen parça), tafra (sıçrama) ve Allah Teâlâ’nın sıfatları konusunda söz söylemek bid’at ve dalalettir, iddiasında bulunarak şöyle dediler: Eğer bu konulara girmek hidayet ve irşad edici olsa idi, Hz. Peygamber, halifeleri ve ashabı bunlar üzerinde konuşurlardı…

… Bunlara üç şekilde cevap verilir: Birincisi, kendilerine şöyle bir soru yöneltilir: Hz. Peygamber (sav), “kim bu konuda söz söyler ve tartışmaya girerse o bid’atçı ve sapık kılın“ demedi. Bu takdirde sizin bid’atçı ve sapık olmanız gerekir; zira sizler, peygamberin konuşmadığı hususlarda konuştunuz ve onun sapık görmediğini sapık kabul ettiniz.

İkinci olarak, onlara şöyle denir: Hz. Peygamber (sav) kelamî konulardan cisim, araz, hareket, sükûn, cüz, tafra gibi zikrettiğiniz şeylerden, her ne kadar bunlardan her biri hakkında muayyen konuşmadıysa da habersiz değildi. Sahabeden fıkıhçılar ve âlimler de öyle. Şu kadar var ki usullerini muayyen olarak zikrettiğiniz şeyler, Kur’an ve hadiste öz olarak tafsilatsız bir şekilde mevcuttur.

Hareket ve sükûna gelince, bu ikisinin asılları hakkında söz Kur’an’da mevcuttur ve her biri tevhide delalet etmektedir. Birleşme ve ayrılma (ictima ve iftirak) da böyledir. Allah Teâlâ, dostu İbrahim’den haber vererek, yıldız, güneş ve ayın kayboluşlarıyla ilgili kıssada buyurmuştur ki onların bir mekândan diğer bir mekâna hareket ettirme Allah’ın varlığına delalet etmektedir. Öte yandan kaybolma ve bir mekândan diğer bir mekâna intikalleri caiz olan ilah olamaz…

Sonra (onlara) şöyle denir: Peygamberden (sav) Kur’an’ın mahluk olmadığı veya mahluk olduğu ile ilgili konuda hadisin gelmesi doğru değildir; öyle ise siz onun mahluk olmadığını niçin söylediniz? Sahabe ve tabiinden bazıları böyle dedi, diye söylerlerse, onlara şöyle deriz: Siz, bidatçı ve sapık kişiye bağlı kaldığınız gibi sahabe ve tabiine bağlı kaldınız; çünkü o Peygamber“in (sav) söylemediğini söylemiştir. Birileri, ben bu konuda kararsızım; (Kur’an) ne mahluktur, ne de değildir, demem, diye söylerse, kendisine şöyle denir: Senin bu konuda kararsız kalmanda bidat ve dalalet vardır; zira Hz. Peygamber, “benden sonra böyle bir hadise ortaya çıkarsa, susun ve o konuda bir şey söylemeyin” demedi. Ayrıca “onun mahluk olduğunu veya mahluk olmadığını söyleyeni tekfir edin ve sapık ilan edin” diye de bir şey söylemedi…

(Onlara şöyle denir): O halde siz niçin, Kur’an mahluktur, diyen hakkında susmadınız ve onu tekfir ettiniz? Halbuki Hz. Peygamber’den onun mahluk olmadığını ve mahluk olduğunu söyleyeni tekfir hakkında sahih bir hadis bulunmamaktadır” denir. Eğer onlar: “Çünkü Ahmed b. Hanbel, Kur’an mahluk değildir, demiş ve mahluktur diyeni de tekfir etmiştir” derlerse, cevaben: “O halde Ahmed b. Hanbel bu konuda neden susmadı da konuştu?” denir. Abbas el-’Anberi, Veki’ ve ’Abdurrahman b. Mehdi ve filan ve filan dediler ki o, mahluk değildir, kim mahluk derse kafirdir, derlerse, onlara şöyle denir: Bunlar nerden Peygamberin (sav) sustuğu bir konuda susmadılar?..

Nihayet o ve diğerleri, “Rasulullah’ın söylemediği bir şeyi niçin söylediler?!.. Demek ki siz, istediğiniz zaman konuşuyorsunuz, tâkatiniz kesilip çaresiz kaldığınızda, biz bu konuda söz söylemekten men edildik, diyorsunuz. Yine istediğiniz zaman, sizden öncekileri delilsiz beyansız taklid ediyorsunuz. Bütün bunlar, şehevi arzulara esir olmak ve tahakkümden ibarettir.”

el-Eş’arî, Ebû’l-Hasen 1952. İstihsânu’l-Havd fi İlmi’l-Kelam (K. Luma’ sonunda), Beyrut, s. 87–88, 95–97. 
Çeviren: Osman Karadeniz