4. Kutlu Doğum

Peygamberimiz Arap yarımadasının batısındaki Hicaz bölgesinde yer alan Mekke şehrinde dünyaya geldi. Genel kabul gören kanaate göre Hz. Peygamber Fil Vak’ası’ndan 50-55 gün sonra Rebîülevvel ayının 12. günü Pazartesi sabaha doğru dünyaya gelmiştir. Genellikle Hz. Peygamber’in doğum tarihi 20 Nisan 571 (veya 17 Haziran 569) Pazartesi şeklinde belirlenmektedir. Doğumdan bir hafta sonra dedesi Abdülmuttalib kurban keserek torununun şerefine herkese ziyafet verdi. Abdülmuttalib’e torununa niçin ailenin atalarından birinin adını değil de Muhammed ismini tercih ettiği sorulunca şu cevabı verdi:

“Ona Muhammed adını verdim. İstedim ki, gökte Allah ve yerde insanlar onu hayırla ansınlar, ondan övgüyle bahsetsinler.”

Hz. Peygamber’in doğum yıldönümü 10. yüzyıldan itibaren kutlanmaya başlanmış, 12. yüzyılda Erbil Türk Atabegi Muzafferüddin Kökböri (1190-1233) döneminden sonra da büyük törenlerle kutlanmaya devam etmiştir. İslâm dünyasında Hz. Peygamber’in doğumunu edebî dille anlatan ve genellikle Mevlid adıyla bilinen çok sayıda eser kaleme alınmış, bunların bir kısmı Mevlid merasimlerinde okunmuştur. Bunlar arasında Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) asıl adı Vesîletü’n-necât olan Mevlid’i çok meşhur olmuştur. Mevlid’in “Vilâdet bahri” adı verilen ve Hz. Peygamber’in doğumunu anlatan kısmının bazı mısraları şöyledir:

Âmine Hatun Muhammed ânesi  
Ol sedeften doğdu ol dür danesi

Çünki Abdullah’dan oldu hamile
Vakt erişti hefte vü eyyâm ile 

Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn  
Çok alametler belirdi gelmedin

Ol Rebîülevvel ayın nicesi  
On ikinci gice isneyn gecesi

Ol gece kim doğdu ol Hayru’l-beşer
Ânesi anda neler gördü neler

Dedi gördüm ol Habîb’in annesi  
Bir acep nur kim güneş pervanesi

Berk urup çıktı evimden nâgehân  
Göklere dek nur ile doldu cihan

Gökler açıldı ve feth oldu zulem 
Üç melek gördüm elinde üç alem

Biri meşrık biri mağribde anın
Biri damında dikildi Kâ’be’nin

İndiler gökten melekler saf saf  
Kabe gibi kıldılar evim tavaf

Geldi huriler bölük bölük buğûr 
Yüzleri nurundan evim doldu nur

Hem hava üzre döşendi bir döşek  
Adı Sündüs, döşeyen anı melek

Çün göründü bana bu işler ayân 
Hayret içre kalmış idim ben hemân

Yarılıp duvar çıktı nâgehân  
Geldi üç huri bana oldu ayan

Bazıları derler ki ol üç dilberin 
Asiye’ydi biri ol meh-peykerin

Biri Meryem Hatun idi aşikâr 
Birisi hem hûrilerden bir nigâr

Geldiler lutf ile ol üç mehcebîn 
Verdiler bana selam ol dem hemin

Çevre yanıma gelip oturdular  
Mustafa’yı birbirine muştular

Üç alem dahi dikildi üç yere  
Her birisin edeyim nerden nere

Dediler oğlun gibi hiç bir oğul 
Yaradılalı cihan gelmiş değil

Bu senin oğlun gibi kadr-i cemîl  
Bir anaya vermemiştir ol Celîl

Ulu devlet buldun ey dildâr sen  
Doğıserdir senden ol Hulk-i hasen

Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır  
Bu gelen tehvid ü irfan kânıdır

Bu gelen aşkina devreyler felek
Yüzüne müştakdürür ins ü melek

Bu gece ol gecedir kim, ol şerîf 
Nur ile alemleri eyler latîf

Bu gece dünyayı ol cennet kılar 
Bu gece eşyaya Hak rahmet kılar

Bu gece şâdân olur erbâb-ı dil 
Bu geceye can verir ashâb-ı dil

Rahmeten lil’âlemîndir Mustafa 
Hem şefîu’l-muznibindir Mustafa

Vasfını bu resme tertib etdiler
Ol mübarek nuru tergib ettiler

Âmine der çû vakt oldu tamam  
Kim vücuda gele ol Hayrül enâm

Susadım gayet hararetten kati
Sundular bir cam dolusu şerbeti

Şerbeti karşımda tuttu huriler
Bunu sana verdi Allah dediler

Kardan ak idi ve hem soğuk idi
Lezzeti dahi şekerde yok idi

İçtim ânı oldu cismim nura gark  
Edemedim kendimi nurdan fark

Geldi bir ak kuş kanâdiyle revân  
Arkamı sıvadı kuvvetle hemân

Doğdu ol saatte ol sultân-ı din  
Nura gark oldu semâvât ü zemin

Sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ  
Hatta tenâlû cennetten ve na’îmâ

Süleyman Çelebi 1324. Musahhah Mevlid-i Şerîf, İstanbul, s. 6-8.