4. Şiir

Hem duygu ve düşünceleri ifade etmenin bir yolu olarak, hem de siyasi bir araç olarak şiir, İslam öncesinde olduğundan daha güçlü bir şekilde gelişmiş, şiir teorisi hem özgün hem de yabancı kaynaklı düşüncelerle geliştirilmiştir.

Şiirde Övgü ve Yergi: Kudâme b. Cafer

Hıristiyan asıllı olan Kudâme b. Cafer (ö.337/948), Bağdat’ta 260 /874 yılı civarında doğdu. Abbasi Halifesi el-Müktefî billâh devrinde (902–908) Müslüman oldu. Kâtiplik görevinde bulundu ve kitâbetle ilgili eserler verdi. Ediplik ve şairlik yönü de vardı. Devlet dairelerinde uzun yıllar süren tecrübesini Kitâbu’l-Harâc adlı eserine yansıttı. Eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla tarih, coğrafya, edebiyat, mantık, felsefe gibi alanlarda bilgi sahibi bir âlim olan Kudame b. Cafer, Grek, Fars ve Hint kültürlerine de vakıftı. Burada içerisinden bir parçasını tercüme edeceğimiz Nakdu’ş-şiir adlı eserinde şiir eleştirisi ve belagat ilminin çeşitli konularını yeni bir düzen içerisinde telif etti. Eseriyle belagat çalışmaları üzerinde etkili oldu. Aristoteles mantık ve felsefesinin Arap belagatine yansımasına katkıda bulundu. Aşağıda tercümesini vereceğimiz metinde methiyelerde zikredilen faziletler akıl, cesaret, adalet ve iffet olarak dört esas olarak belirlemektedir ki bunlar da Eflatun’un zikrettiği dört temel erdemdir.

… şâirin insanları nasıl methedeceğine dair şunları söyleriz:

İnsanların diğer canlılarla ortak oldukları özellikleri değil de insan olmaları sebebiyle kazandıkları güzel vasıfları, akıl sahibi kimselerin de ittifakıyla “akıl, cesaret, adalet ve iffet”ten ibarettir. İnsanları övmek isteyen bu dört vasıfla bunu yaparsa doğru yapmış olur. Bunun dışındaki özellikleriyle onları öven ise hatalıdır. Şairin bir kişiyi överken yukarıda saydığımız dört özellikten sadece birisini alarak onun üzerinde durması mümkündür. Mesela şair övdüğü kişiyi adaletin tezahürlerinden olan cömertlik vasfıyla över, bu konuda mübalağalı sözler söyler. Yahut yardım severlik özelliğini ön plana çıkarır. Bunların ikisini birden de övgü konusu yapabilir. Bu durumda da şair hatalı sayılmaz. Çünkü insanı üstün özelliklerinin bazılarıyla övmüştür. Ancak bütün övgü mânâlarını kullanmamış olur. Öyleyse bu kurala göre doğru yolda olan şairler insanları işte bu dört özellikle övenlerdir, başkaları değil. En üst sınıra ulaşan kişi ise bu bütün bu özellikleri şiirinde dile getirendir. Zuheyr b. Ebî Sülmâ’nın şu beyitleri ne güzel bir örnektir:

Şarap, güvenilir bir insanın malını tüketmez; ama o malını ve mülkünü iyilik yolunda tüketir.

Burada şair övdüğü şahsı, dünya lezzetlerine meyil vermeyip, malını onlara harcamamasına işaretle iffet sıfatıyla; mal ve mülkünü insanlara harcamasına değinerek ise adalet sıfatıyla nitelemiştir. Ardından şöyle devam etmiştir:

Ona geldiğinde, onun yüzünün güldüğünü görürsün; sanki iyilik yapan sen, yardım isteyen ise o imiş.

Şair burada övdüğü kişinin yaptığı iyiliği başa kakmaması, yardım ettiği insanlara karşı güler yüzlü olmasına işaretle cömertlik vasfını daha da güçlendiriyor. Sonra şöyle devam ediyor:

Savaşlarda zillete düşmemek ve mücadele ettiği düşmanlara karşı dayanmakta kale gibi sağlam olan ondan başka bir kişi var mıdır?

Şair bu beyitte ise övdüğü kişiyi cesaret yönünden nitelemektedir. Züheyr, işte bu beyitlerinde övgünün temelini teşkil eden ve insanın temel hasletleri olan dört özelliği usta bir şekilde kullanmıştır…

İbn Kudâme, Nakdu’ş-Şiir, thk. Muhammed Abdulmunim Hafâcî, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, s. 96–98. 
Çeviren: Ali Benli

Şiir Sanatı: İbn Tabâtabâ

Ebû’l-Hasan İbn Tabâtabâ (ö.322/934), Isfahan’da doğdu. Bu şehirde yetişen İbn Tabâtabâ, hayatı boyunca oradan ayrılmamıştır. Keskin bir zekâya, şiir, dil ve edebiyat yeteneğine sahipti. Edebiyat alanındaki en önemli eserlerinden biri, şiir eleştirisi sahasındaki İyâru’ş-şi’r adlı kitabıdır. Bu kitabında şiir eleştirisi alanında orijinal görüşler getirmiş, şiiri insana benzeterek onun da insanlar gibi farklı özelliklere sahip olduğunu belirlemiştir. Şiir konusunda zevk-i selimi en önemli kıstas olarak almış ve şiir tenkidi konusunda dikkat edilecek hususların vezin, mânâ, lafız ve bağlama uygunluk olduğunu ifade etmiştir. Kısacası İbn Tabâtabâ’nın edebiyat eleştirisi konusundaki görüşleri halen canlılığını koruyan ve istifade edilmesi gereken fikirlerdir.

Şair bir kaside bina etmek istediği zaman, hakkında şiir yazacağı konuyu zihninde nesir olarak özetler ve ona uygun düşen lafızları ve münasip kâfiyeleri ve sözün akıcı olacağı bir vezin seçer. Murad ettiği manaya uygun bir beyit bulduğu zaman onu yazar. Şiirle ve diğer söz sanatlarıyla uygun düşmesi için kafiyeler konusunda imal-i fikr eder. Her beyti kendi içinde nazmına uygun bir şekilde kurar. Kendisinden önceki beyitle aykırılığına bakmaz. Anlatmak istedikleri tüm mânâları bitirdiği zaman ve beyitlerin sayısı artınca onların arasına toparlayıcı kabilden beyitler yerleştirir. Sonra tabiatı ve düşüncesine göre şiir üzerinde durmaya devam eder. Şiiri olabildiğince tenkit süzgecinden geçirir, eksiklerini giderir, hoş olmayan her bir lafzı güzel olanlarıyla değiştirir. Eğer kafiyeye daha uygun bir mânâ gelirse, ilk mânâyı bununla değiştirir ve uygun bir kafiye arar. Böylece kumaş dokuyan, işini ince ince işleyen bir dokumacı gibi olur veya boyalarını nakşının en güzel bölümlerine koyan bir nakkaş gibi her boyayı güzelliğini daha da artıracak kadar fazlalaştırır. Yahut çok değerli ve enfes taşları dizen bir usta gibi kolyesinin diziminde hiçbir kusur olmaması için elinden geleni yapar. Şair de şiirini fasih bedevi sözleri üzerine bina etmişse ona şehirlilerin sözlerini katmaz. Garip lafızlar kullanmışsa onlara benzer kelimeler kullanmaya devam eder. Kolay lafızlar seçmişse zor ve anlaşılmaz sözleri terk eder. Sözün mertebelerini ve sanatların vasıflarına vakıf olur. Benzetme ve ifadelerinde doğruluğa dayanır. Her hitapta ve vasıfta işin özünü yapar. Krallara layık oldukları sözlerle hitap eder ve onların mertebelerini aşağıda görmekten ve halkla karıştırmaktan kaçınır. Halkı da kral derecesine çıkarmaz. Her mânâya uygun, her tabakaya münasip bir dil kullanır. Böylece nazmından ve sözlerinden istifade yönü daha fazla olmuş olur.

Şair, risale yazarlarının belagat ve yazı üsluplarını takip eder. Çünkü şiirin de risaleler gibi fasılları vardır. Dolayısıyla şair sözünü söz sanatlarıyla çok latif bir şekilde bağlamalıdır…

İbn Tabâtabâ el-Alevî, İyaru’ş-şi’r, (nşr. Abbas Abdüllatif), Beyrut: Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, s. 11–12. 
Çeviren: Ali Benli

Kasîde-i Hamriyye: İbnü’l-Fârız

Telif hakları sebebiyle içerik yayınlanamamaktadır.

Kasîde-i Bürde: Busîrî

Telif hakları sebebiyle içerik yayınlanamamaktadır.