5. İlahi Sıfatlar ile Allah’ın Sözü (Kelamullah) İlişkisi: İbn Küllâb

Ebû Abdillah Said b. Küllâb el-Kattân (ö. 240/854), Basra’da doğmuştur ve Temim kabilesine mensuptur. Hayatı hakkında fazla malumat bulunmamaktadır. Hadis ve kelam alanında derin vukufiyeti vardır. Mutezile’nin hâkim olduğu Mu’tasım ve özellikle Me’mûn döneminde yaşamış, fikrî çatışmaların en yoğun olduğu “mihne” hareketlerinde selef anlayışını aklî esaslara dayanarak savunmuştur. Bu yoğun tartışmalar sırasında “sıfatlar Allah’ın ne aynıdır, ne de gayrıdır” diyerek Mu’tezile’ye karşı mücadele eden İbn Küllâb olmuştur. Halk-ı Kur’ân tartışmalarına katılmış ve ilk defa Kur’ân’ın mahlûk olmadığı görüşünü ileri sürmüştür. H. 3. yüzyılda Cehmiyye ve Mu’tezile’yi red için eserler yazarak mesleğini İlm-i Kelam metodu ile kuvvetlendirmiştir. Böylece İmam Eş’arî’ye zemin hazırlamış oldu.

İbn Küllâb, Me’mûn döneminde halifenin meclisinde ilmî delillerle, Ebû’l-Huzeyl gibi bazı Mu’tezilîleri zor durumda bırakan bir âlim olarak tanıtılmaktadır. Aynı dönemde yaşayan ve isimleri İbn Küllâb’ın ismiyle birlikte zikredilen ve onun izinden giden Ebû Abdillah Hâris el-Muhâsibî (ö.243/857) ile Ebû’l-Abbas el-Kalânisî (ö.255/869) de Allah’ın sıfatları konusunda Mu’tezile’ye karşı mücadeleye girişmişler ve selef akidesini savunmuşlardır. İbn Küllab, çeşitli konularda eserler te’lif etmiş, ancak bunlar günümüze kadar ulaşamamıştır. Fikirlerini kendisinden sonra çeşitli vesilelerle yazılmış eserlerde rastlıyoruz. Çağdaşı ve izinden giden Haris el-Muhâsibî’nin eserlerinde, nihayet Eş’arî’nin Makâlât’ında ve İbn Teymiyye gibi bazı müelliflerin eserlerinde bu fikirler özet olarak yer almaktadır.

Ona göre bilgisiz ikrar, iman değildir (Ebû Hanife çizgisi). İlahi fiiller Allah ile kaim değildir. Allah, zatında bulunan bir kıdemle kadimdir. Haberi sıfatlar ne O’dur, ne O değildir. Allah daima ’kadim bir kelamla’ mütekellimdir. İlahi kelam; ses ve harflerin aynı değildir. Kelam ile Kur’ân arasında fark vardır. Netice itibariyle ’Kelam, Allah’ın zatında’ mündemiçtir; bu sebeple de kadimdir. Fakat ilahi kelamın kalıba dökülmüş hali kitap/Kur’ân ise mahluktur; okuma yaratılmıştır. İbn Küllab, halk-ı Kur’ân ve kelam sıfatıyla ilgili selefî çizgiden ayrılmış ve bu sebeple de çağdaşı, Ahmet b. Hanbel tarafından eleştirilmiştir. Diğer taraftan konu ilgili düşüncelerinden dolayı Hristiyan olduğu şeklindeki iftiralara maruz kalmıştır. Binaenaleyh bazı çevrelerce, kelamla uğraşması sebebiyle zındık olmakla suçlanmıştır.

Böylece, ilerde Ebû’l-Mu’în ile Semerkant ve çevresinde gelişmeye başlayacak olan Maturidilik paralelinde, aralarındaki bazı farklılıklar bir yana, Eş’arî ile Ehl-i Sünnet kelamı oluşmaya başlayacaktır.

Allah Teâlâ ezelî olarak alîm, kadir, semi’, basir… dir… O, ezelî olarak isim ve sıfatlarıyla kadimdir… Allah’ın alîm, kadir ve hayy olmasının anlamı, onun ilmi, kudreti ve hayat sıfatı var demektir. Diğer isim ve sıfatlarda da durum aynıdır. Allah’ın li-zatihi isim ve sıfatları ne O’dur, ne de O değildir. Onlar Allah ile kaimdir. Sıfatların sıfatlarla kaim olması mümkün değildir. Allah’ın vechi (yüz) ne Allah’tır; ne de Allah’tan başkası değildir. Vech, O’nun bir sıfatıdır. İki yedi (el), aynı (göz) ve basarı (görmesi) de aynen öyle O’nun sıfatlarıdır; ne O’dur, ne de O değildir. Zatı da, O ve nefsi de onlardır. O mevcuttur, fakat bir vücud ile değil; O şeydir, lakin Onun bir şey’(iyyet)i olması anlamında değil… Allah’ın sıfatları değişmez; İlim kudretin kendi de değil, gayri de değil. Zati sıfatların hepsi böyledir. Bu sıfatların her biri diğeri değil, gayri de değil.

Allah’ın isimleri, O’nun sıfatlarıdır; onlar ilim, kudret, hayat, sem’, basar ve diğer sıfatlardır… Allah ezelî olarak mütekellimdir; kelam, ilim ve kudret gibi nefsi sıfatlardandır… Allah ezelî olarak mütekellimdir; Allah Teâlâ’nın kelamı, kendisi ile kaim bir sıfatıdır; O, kelamı ile kadimdir. İlim ve kudretin kendisiyle kaim olduğu gibi, kelam da kendisi ile kaimdir. O, ilim ve kudretiyle kadimdir. Kelam, harf ve sesler değildir; kısımlara ayrılmaz, cüzlere bölünmez, teba’uz etmez, değişikliğe uğramaz. Allah ile tek bir ma’nadır. Harflerden ibaret olan yazı ise değişendir; o, Kur’ân’ın okunuşudur. Şöyle demek hatadır: Allah kelamı odur (harfler, okuyuş) veya ba’zısıdır veya gayridir.

Allah Teâlâ’nın kelamından ibaret olan ifadeler muhteliftir ve değişir; Allah kelamı ise muhtelif ve değişir değildir. Bu tıpkı Allah’ı (cc) zikrimizin muhtelif olması ve değişmesi; Allah’ın (mezkûr) teğayur ve ihtilaf etmemesi gibidir. Netice itibariyle Allah Teâlâ’nın kelamı, resm (Arapça) harflerden ibaret olduğu için Arapça olarak isimlendirilmiştir. Kıraati Arapça olduğu için, bundan dolayı Arapça diye isimlendirilmiştir. Aynen öyle, resm (harfler) İbraniceden ibaret olduğu için İbranice diye isimlendirilmiştir. Allah kelamı, bir illetten dolayı, emir, nehiy ve haber olarak isimlendirilmiştir; halbuki Allah, kelamı emir diye isimlendirilmeden evvel ezelî olarak mütekellimdir, fakat o illetin varlığından evvel, kelamı emir diye isimlendirilmiştir. Kelamının nehiy ve haber diye isimlendirilmesinde de durum aynıdır. (Öyle ise) Allah ezelde emreden ve nehyeden değildir. Allah, “kün (ol)” demeden evvel bir şey yaratmamıştır; ve “kün” sözünün mahluk olması imkânsızdır. Kendisini okuyanlardan işittiğimiz şey Allah kelamından ibarettir; Hz. Musa, Onun kelamını konuşarak Allah’ı işitti. Allah’ın “Onu yanına al ki Allah kelamını işitsin” (Tevbe (9), 6) sözündeki mana, Allah kelamını anlasın, demektir. (Bundan kasdettiği herhalde şu olsa gerektir:) Onu okuyanların okuduğunu işitsin.

(Kur’ân kıraati) okuma, okunanın (makru’) gayridir; Okunan Allah ile kaimdir. Nasıl ki Allah’ı anma Allah’tan başkadır, zikredilen (mezkûr) ezelî olarak kadimdir, mevcuttur; onu zikir ise sonradandır. Makru’ (okunan) da Allah’ın kendisiyle ezelî olarak mütekellim olduğu şeydir; kıraat ise muhdes ve mahluktur; ve insanın kesbinden ibarettir.

el-Eş’arî 1980. Makâlâtu’l-İslâmiyyin, ed. Hellmut Ritter, Wiesbaden: Franz Teeiner Werlag, s. 169–170 (ayrıca: 546), 584–585, 601–602. 
Çeviren: Osman Karadeniz