6. İslam Dünyasında İlk Kanunlaştırma Teklifi: Abdullah b. Mukaffa’

Mezhep kurucusu, büyük fıkıh âlimi ve müctehit olan Mâlik b. Enes (179/795) Medine’de yaşamış ve Hicaz bölgesinin fıkhını temsil etmiştir. Mâlikî mezhebi günümüzde Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta yaygındır. Mâlik b. Enes sünnet ve hadislere uyma, özellikle de “amelü ehli’l-Medine” adıyla bilinen Medine halkı ve âlimleri tarafından kabul edilen uygulamalara bağlılığıyla tanınmıştır. Rivayet ettiği hadis ve uygulamaları topladığı eseri “el-Muvatta” çok meşhurdur.

Abbasî halifesi Ebû Cafer el-Mansur’un (ö. 158/775) kâtibi Abdullah b. Mukaffa’ (ö. 142/759), halife için yazdığı raporda Mâlik b. Enes’in el-Muvatta başlıklı eserini kanunlaştırma teklifinde bulunmuştur.

... Bu iki bölge (Irak ve Şam) ve diğer şehir ve bölgelerle ilgili Emirü’l-müminîn’in (müminlerin emirinin, halifenin) bakması gereken başka bir husus ise kan, namus ve mal davalarında birbiriyle çelişen hükümlerin aşırı derecede artmış olmasıdır. Bir kişinin kan ve namusu Hîre’de13 helâl kılınırken Kûfe’de14 haram kılınmaktadır. Kimi zaman bu çelişki Kûfe’nin içinde yaşanabilmektedir; Kûfe’nin bir semtinde helâl kılınan şey başka bir semtinde haram kılınmaktadır. Ancak çok farklı olmalarına rağmen bu hükümler Müslümanların kan ve namusları hakkında geçerli sayılıp uygulanmaktadır. Bu hükümler emir ve hükümleri geçerli olan kadılar/hâkimler tarafından verilmektedir. Irak veya Hicazlılardan herhangi bir grup bu farklılıklarla ilgili görüşlerini ortaya koymaya gelince her bir grup kendi görüşünü böbürlenerek savunmakta ve diğer grubu küçümsemektedir. Bu sebeple bütün gruplar, akıl sahiplerinin işittiklerinde ayıpladıkları durumlara düşmüşlerdir.

Bunlardan sünnete bağlı olduğunu iddia edenler aslı olmayan bir şeyi sünnet gibi kabul edip, sünnet olduğunu iddia ettiği şey hakkında açık bir delil veya hüccet bulunmadan kan dökme gibi önemli bir meselede karar verebilmektedir. Bu konuda kendisine soru sorulduğunda Hz. Peygamber veya ondan sonra doğru yol üzere olan halifelerden birinin zamanında bu suç için ölüm cezası verildiğini söyleyememektedir. Onlara “Bu iddia ettiğiniz sünnete göre uygulanan ilk ölüm cezası hangisidir?” denildiğinde “Bunu Abdülmelik b. Mervan (86/705)15 veya onun gibi bir yönetici yapmıştır” demektedirler. Rey taraftarlarına gelince onların da kendi görüşlerine aşırı derecede güvendikleri ve Müslümanları ilgilendiren büyük meselelerde dahi hiç bir Müslümanın kendilerine muvafakat etmediği kimi görüşler ortaya koydukları, bu tür görüşlerin Kur’ân ve sünnete dayanmayıp, sadece kendi görüşlerine dayandığını itiraf etmelerine rağmen tek başlarına da kalsalar bu tür hükümleri uygulamaktan hiç çekinmedikleri görülmektedir.

Emirü’l-müminîn bu çelişik hüküm ve uygulamaların kendisine bir kitapta sunulmasını ve bu kitapta her grubun dayandığı sünnet ve kıyas gibi delillerin ortaya konulmasını emretse, sonra bunlara baksa ve her meselede Allah’ın kendisine ilham ettiği ve karar verdirdiği görüşünü uygulamaya koyup buna aykırı hüküm verilmesini yasaklasa ve bununla ilgili kuşatıcı kesin bir yazı yazsa ümit ederiz ki; doğrusu yanlışıyla karışmış bu hükümleri Allah tek ve doğru bir hüküm haline getirir ve Emirü’l-müminîn’in görüşü ve sözü sayesinde uygulamada birliğin sağlanması işlerin icmayla (görüş birliğiyle) düzene koyulmasına yol açar.

Hükümlerin çelişkili olmasına gelince bu ya önceki nesillerden çelişkili şekilde rivayet edilen, bir grubun bir şekilde, başka bir grubun başka bir şekilde uyguladığı bir şeydir ki; bu durumda doğru kabul edilmeye en layık olan kesim ve adalete en uygun olan görüşe bakılır; ya da bu kıyas yoluyla ulaşılan bir görüştür ve yanlış bir asla kıyas yapılarak çelişik görüşler ortaya konulmuş, doğrudan uzaklaşılmış ve işe yanlış bir benzetmeyle başlanmıştır; ya da bu görüşün sahibi kıyas konusunda aşırı gitmiştir; çünkü din ve hüküm işlerinde sürekli kıyas yapıp ondan hiç ayrılmayan büyük yanlışlara düşer, şüpheli hükümler verir ve kıyastan vazgeçmek istemediği için bildiği ve gördüğü yanlışı görmezden gelir.

İbn Mukaffa’, Abdullah 1409/1989. “Risaletü’s-sahâbe”, Âsâr İbnü’l-Mukaffa’, Beyrut, Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, s. 316–317.16 
Çeviren: Mehmet Boynukalın