6. Selem Akdi: et-Taberî

Tam ismi, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî olan bu âlim, 224/838 tarihinde Taberistan’ın Âmul şehrinde dünyaya gelmiş, ilk tahsilini de burada yapmıştı. Yedi yaşında hafız olmuş, dokuz yaşından itibaren hadis ezberlemeye başlamıştı. İlim tahsili için Rey, Basra, Kûfe, Medine, Suriye ve Mısır gibi şehir ve ülkeleri dolaştıktan sonra, hilâfet merkezi olan Bağdad’a yerleşmişti. Zamanının çok değerli âlimlerinden ders alan et-Taberî, birtakım mezhep mensuplarınca Râfîzîlik’le itham edilmişti. Fıkıhta önceleri Şafîi mezhebine mensup iken, sonradan mutlak müctehidlik mertebesine ulaşmıştır. Kaynaklar onun, Ceririyye adında sonraları ortadan kalkmış olan bir mezhebin imamı olduğunu kaydeder. Hayatını ilme adamış bu değerli âlim, 310/923 yılında Bağdat’da vefat etmişti. Hayatı boyunca Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Letâifu’l-Kavl fi Ahkâmi Şerâii’l-İslâm, Kitâbu’l-Kırâât ve Tenzîlu’l-Kur’an, Kitâbu Şerhi’s-Sünne ve Kitâbu Âdâbi’l-Kudât gibi değişik konuları ihtiva eden eserler telif etmiştir. Onun İhtilâfu’l-Fukahâ isimli eserinde ise bazı fıkhi konularda fukahanın ihtilafa düştükleri konular ele alınmaktadır. İslam iktisat ilkelerinden birisi, olmayan malın satışının da yapılamamasıdır. Ancak bir malın meydana gelmesi hususunda satış sözleşmesinin tarafları anlaşırlarsa, parası peşin malın veresiye olduğu bu satış sözleşmesine selem adı verilir.

İmam Mâlik, İmam Evzâi, es-Sevrî, İmam Şafiî, Ebû Hanife ve dostları, Ebû Sevr, mevsufun satışında bir beis görmemişlerdir. Saîd b. el-Müseyyeb, selemin, herhangi bir eşya konusunda caiz olmayacağını söylemiştir… İnsanlar Saîd b. el-Müseyyeb’in bu toplam on görüşüne muhalefet etmekteydiler. (Onlardan biri de) selemin herhangi bir eşyada caiz olamayacağı konusundaki görüşüdür. Fakat Saîd’den (kendisine atfedilen bu görüşün) zıddı olan bir rivayet nakledilmektedir ki burada, elbisede belirtilmiş ölçü olursa bir beis bulunmamaktadır, demektedir.

Seleme cevaz verenler, İbn Abbas tarikiyle gelen bu rivayeti delil getirmektedirler: “Resûlullah (s.a.s.) Medine’ye geldiğinde Medineliler meyveyi, bir sene, iki sene ve üç sene önceden satarlardı. Bu durum üzerine Resûlullah, (selemin kapsamını sınırlayarak); Her kim selem yaparsa, ölçüsünü ve vadesini belirtsin, buyurmuştu…

(Bu konuda) Abdullah b. Ebî Efvâ’dan şöyle nakledilmektedir: “Biz, buğday, arpa ve hurma konusunda bir vade belirterek Şam ekinlerine selem uygulardık…”

Sâid b. el-Müseyyeb’in bu konudaki delili Resûlüllah’ın (s.a.s.), “Olmayan bir malın satışı helal olmaz” buyurduğu rivayettir...

Seleme cevaz verenler icma ile şunu söylemektedirler ki, selem, ancak sıfatı belirtilmiş bir şeyde olabilir. Fakat fiyatının belirtilmemesi konusunda ihtilaf edilmektedir. Mâlik’in görüşüne göre selem, mutlaka belirtilmiş bir şeyde olmalıdır…

es-Sevrî ve İmam Şafiî de selemin mutlaka belirtilmiş şeyde olması görüşündedirler...

Ebû Yusuf da, selemin caiz olduğunu söylemiş, hatta kıymeti belirtilmese dahi bunun mümkün olduğunu belirtmiştir. Bu konuda o, Müslümanların yiyecek veya hurma satışında olduğu gibi kıymeti belirtilmeyen mallarda satışın caizliğine icma ettiklerini delil getirmiş, hem yiyeceğin hem de hurmanın ölçü ve tartıyla satılmadığını, aynı şekilde fiyatının da belirtilmese dahi selem yapılabileceğinin caiz olduğunu ifade etmiştir…

Selem yapılmış mekânın belirtilmemesi konusunda da ihtilaf edilmiştir. İmam Evzaî’ye, belirli bir vasfa ve ölçüye sahip yiyeceğin vadesi de belirtilmişse, fakat ifa edildiği mekân belirtilmemişse durumun ne olacağı sorulmuş, o da, bu uygulamanın mekruh olacağını söylemiştir…

es-Sevrî, herhangi bir yiyecek konusunda selem yapılırsa, kendisine ödenecek mekânın belirtilmesi gerektiğini söylemiştir.

İmam Şafiî de, (Selem yaparken) Bana, (parası) ödenecek mekânın şart koşmam en çok sevdiğim(yöntem)dir, demiştir.

Ebû Yusuf ve Ebû Sevr, (selem konusunda) mekân şartı koşulmuşsa, tamamdır. Eğer mekân şart koşulmamışsa, o zaman ödenecek yer ya kişinin evi ya da dükkânıdır…

(Âlimler) selemin fiyatının ödenmesini, selemi yapan iki tarafın satışı gerçekleştirdikleri meclislerinde vuku’ bulmadıkça, bunun caiz olmadığını icma ile kabul etmektedirler…

Her ikisi veya sadece biri belirtilmiş İki eşya konusunda fiyat olarak iki değişik vaade belirtilmiş olan selem yapılması hakkında da ihtilaflar bulunmaktadır. Bu konuda İmam Mâlik’e, birisi diğerinden kırk dinar karşılığında yaş hurma satın almış, her Cuma gününde iki, üç veya daha çok dinar karşılığına denk gelecek miktarda, ta ki bahsedilen (kırk dinar) değerinde bahçesindeki hurmadan alacağını şart koşmuşsa, bunun durumunun ne olduğu sorulmuş, o da, bu satışın bir hayrı olmadığını, zira bu selem akdinin bir vadesi belirtilmediğini söylemiştir. Aynı şekilde ne kadar (hurma) alınacağı da belirtilmemiştir. Bunun caiz olabilmesi için alacağı şeyin bilinen (miktarda) olması gerekirdi. Aynı şekilde et ve pazarlarda satılan diğer yiyecekler de bunun gibidir…

Selemin yiyeceklerin dışındaki şeylerde olması durumunda da ihtilaf edilmiştir. İmam Mâlik, un, ehil hayvanlar veya araziler konusunda selem yapıldığında, belirli bir vade tayin edilmişse bunun helal olduğunu söylemiş, müşterinin daha önceden şart koşulan fiyattan daha fazlasını ödemediğinden bunun böyle olduğunu, aksi durumda ribaya gireceğini belirtmiştir…

Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, İhtilafu’l-Fukaha, Beyrut, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, s. 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 115. 
Çeviren: Abdurrahman Yazıcı - Reşadet Ahmadov