7. Hadislerin Kur’ân’a Aykırı Olmaması Şartı: Ebû Hanîfe

Ebû Hanîfe Numan b. Sâbit (ö. 150/767) meşhur mezhep imamı ve fıkıhta çığır açan büyük bir âlim ve müctehittir. Irak’ta Kûfe şehrinde yaşamış, yetişmiş ve ilmî faaliyetlerini sürdürmüştür. Irak bölgesinin ve rey taraftarlarının temsilcisi kabul edilen Ebû Hanîfe farazî/varsayımsal fıkıh meseleleri türetme ve öğrencileriyle bunları tartışmakla meşhur olmuştur. Kıyas ve istihsan gibi aklî yöntemlere sıkça başvurmuş ve rivayet edilen hadislerin kabulünde sıkı şartlar getirmiştir. Hanefî mezhebi günümüzde Türkiye, Türkî cumhuriyetler, Irak, Suriye, Pakistan, Hindistan ve Mısır’da yaygındır. Ebu Hanife’nin ders halkalarında ortaya koyduğu kelâm ve fıkıh alanındaki görüşleri öğrencileri tarafından kaydedilmiştir. Bunlar el-Fıkhu’l-ekber, el-Fıkhu’l-ebsat, el-Vasiyye, Risâle ilâ Osman el-Bettî ve el-Âlim ve’l-müteallim gibi eserlerdir. Sonuncu eserde Ebu Hanife’nin öğrencilerinden Ebû Mukatil Hafs b. Selm es-Semerkandî (ö. 208/824) farklı konularda sorular sormakta ve hocası Ebu Hanife’nin verdiği cevapları kaydetmektedir.

Öğrenci şöyle dedi: “Bir mümin zina ederse gömleğin çıkarıldığı gibi iman onun başından çıkarılır, sonra tövbe ederse imanı ona geri verilir” hadisini rivayet eden insanlar hakkında ne dersin? Onların sözü hakkında şüphe mi edersin yoksa onlara inanır mısın? Onlara inanırsan Haricîler’in görüşüne19 uymuş olursun... Onların sözünü yalanlarsan “Sen Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorsun” derler; çünkü onlar bu hadisi Hz. Peygamber’e ulaşan raviler aracılığıyla rivayet etmişlerdir.

Hoca (Ebû Hanîfe) şöyle dedi: Onları yalanlarım. Onları yalanlamam ve rivayetlerini reddetmem Hz. Peygamber’i yalanlama anlamına gelmez. Hz. Peygamber’in sözünü yalanlamak bir adamın “Ben Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorum” demesiyle gerçekleşir. Ama bir kişi “Ben Hz. Peygamber’in söylediği her şeye iman ederim, ancak Hz. Peygamber hiçbir zaman haksız olan bir şeyi söylememiş ve Kur’ân’a ters düşmemiştir” derse onun bu sözü Hz. Peygamber’i ve Kur’ân’ı doğrulama ve Hz. Peygamber’i Kur’ân’a ters düşmekten uzak tutma anlamına gelir. Eğer Hz. Peygamber Kur’ân’a ters düşseydi ve Allah’a karşı hak dışında bir söz isnad etseydi Allah onu bırakmaz, sağından yakalar ve şahdamarını keserdi; nitekim Allah Kur’ân’da şöyle buyurur: “Eğer o kimi sözleri bize yalandan isnad etseydi onu sağ elinden tutar ve şah damarını keserdik ve sizden hiç kimse onu koruyamazdı” (Kur’ân 69: 44–47). Allah’ın peygamberi Allah’ın kitabına ters düşmez ve Allah’ın kitabına ters düşen Allah’ın peygamberi olamaz. Onların bu rivayet ettikleri şey Kur’ân’a aykırıdır; çünkü Yüce Allah Kur’ân’da “Zina eden erkek ve kadın...” (Kur’ân 24: 2) demiş ve onlardan iman vasfını kaldırmamıştır. Yine Yüce Allah ’Sizden onu yapanlar (zina edenler)’ (Kur’ân 4: 16) demiş ve ’sizden’ demekle Yahudi ve Hıristiyanları değil Müslümanları kastetmiştir. Hz. Peygamber’den Kur’ân’a aykırı bir şeyi rivayet eden kişi(nin rivayetini) reddetme Hz. Peygamber’in sözünü reddetme ve onu yalanlama anlamına gelmez; bu Hz. Peygamber’den batıl bir şeyi rivayet edeni(n rivayetini) reddetme anlamına gelir. Töhmet altında olan bu ravidir; Hz. Peygamber değil. Hz. Peygamber’in, işittiğimiz veya işitmediğimiz, söylediği her şey başımız ve gözümüz üstünedir; ona iman eder ve onun Hz. Peygamber’in dediği gibi olduğuna şahitlik ederiz. Yine Allah’ın yasakladığı bir şeyi Hz. Peygamber’in emretmediğine ve Allah’ın nitelediği bir şeyi Hz. Peygamber’in başka bir şekilde nitelemediğine şahitlik ederiz... Hz. Peygamber’in her işte Allah’ın emrine uyduğuna, kendiliğinden bir şey uydurmadığına, Allah’ın demediği bir şeyi ona isnad etmediğine ve olduğundan başka türlü görünenlerden olmadığına şahitlik ederiz. Bu sebeple Yüce Allah ’Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur’ (Kur’ân 4: 80) buyurmuştur.”

Ebû Hanîfe 1368. el-Âlim ve’l-müteallim (nşr. Muhammed Zahid el-Kevserî), Kahire, s. 24–25.  
Çeviren: Mehmet Boynukalın