8. Vakıf ve Hibe

İslam’da zekât, dinin beş esasından birisidir; sadaka ise isteğe bağlıdır. İslam dininin sosyal adalet siyaseti, İslam tarihinde çok geçmeden sosyal adalet ve dayanışma vazifesi gören vakıf kurumunu meydana getirmiştir. Vakıf kurumunun gelişmişliği ile İslam toplumlarının sağlamlığı doğrudan ilişkilidir; çünkü iktisadi krizler, sosyal adalet ve dayanışma mekanizmasını geliştirememiş ülkelerde sosyal patlamalara ve siyasi krizlere neden olur. İslam’daki sosyal adalet ve yardımlaşma mekanizması sonraları o kadar gelişmiştir ki sadece insanlara yönelik değil, göçmen kuşların ve diğer hayvanların bakımı ve beslenmesine adanmış vakıflar kurulmuştur.

Hibe: Sahnûn

Tam adı Ebû Saîd Abüdesselâm b. Saîd b. Habîb et-Tenûhî (ö. 240/854)’dir. Maliki mezhebinin oluşum ve gelişim sürecinde önemli katkısı olan Maliki fakihlerindendir. Sahnun özellikle Maliki mezhebinin Afrika’da yayılmasında etkili olmuştur. Müellifin en önemli ve günümüze ulaşan eseri el-Müdevvenetü’l-kübrâ’dır. Bu eser gerçekte Mâlik ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin öğrencilerinden Esed b. Furât’a âit Esediyye olarak meşhur eserin fıkıh konularına göre düzenlenmesi ve üzerinde çalışılması neticesinde ortaya çıkmıştır. Sahnun’un şöhretiyle birlikte bu eser de Kuzey Afrika ve Endülüs bölgesinde hızla yayılmış, kendisi üzerine çok sayıda şerh, haşiye ve muhtasar yazılmıştır. el-Müdevvene’ye yapılan şerhlerden Berâziî’nin et-Tehzîb’inin el-Müdevvene’nin meşhur olması sebebiyle bu eserden ayırt etmek maksadıyla Sahnun’un eseri el-Müdevvenetü’l-kübrâ olarak anılmaya başlanmıştır.

“Adamın birisi küçük çocuğunun malından hibe yaparsa, bu Mâlik’e göre câiz olur mu?” diye sordum. O da, “Hayır, caiz olmaz” dedi. ’Baba hibe etmiş ve bu hibe edilen şey telef olmuşsa Mâlik’e göre babanın bunu tazmin etmesi gerekir mi?” diye sordum. O da, “Evet, tazmin etmesi gerekir” dedi.

Adamın, Evinin Yarasını ya da Kölesinin Yarısını Hibe etmesi: “Eğer adamın birisi, kendisiyle bir başkası arasında ortak veya henüz daha taksim edilmemiş evi hibe ederse, bu şekilde yapılan hibe Mâlik’e göre caiz midir?, caiz değil midir?” diye sordum. O da, “Mâlik, mülk taksim edilmemiş olsa da hibe caizdir” diye cevap verdi. Ben de, “Kendisine hibe edilen ya da sadaka verilen kişi bu malı nasıl ele geçirecek?” diye sordum. O da, “Hibe edenin yerine geçer, onun yerine geçerek diğerlerini hakkını almak için engelleyebilir, men edebilir. Bu yapılan hibeyi veya sadakayı elde etmesidir” dedi. “Aynı şekilde taksim edilemeyen bir kölenin hibe veya sadaka verilmesi de Mâlik’e göre caiz midir?” diye sordum. O da, “Evet caizdir. O’nun elde edilmesi de yukarıda evin elde edilmesi gibidir” dedi. “Bu Mâlik’in görüşü müdür?” diye sordum. O da, “Evet, eğer hibe edilen şeyi sahibi değil de kendisi alırsa bu şekilde hibe elde edilmiş olur” dedi.

Bir Adamın Bir Evde veya Duvardaki Ne kadar Olduğunu Bilmediği Payını Hibe Etmesi: “Adamın birisi, bir evde sahip olduğu mülkiyeti hibe etse fakat bu mülkiyetin miktarını bilmese bu caiz olur mu olmaz mı?” diye sordum. O da, “İlki doğrudur. Yani caiz olur” dedi. “Mâlik’e göre aynı şekilde bir duvardan bir hisseyi hibe etse bu caiz olur mu?” dedim. O da, “Evet, caizdir” dedi…

Bir Adamın Yaptığı Hibeyi, Kendisine Hibe Edilenin Eline Geçmeden Ölmesi: “Eğer adamın birisi benim köleme bir ev hibe ederse ve kölem de ölürse, Mâlik’in kavline göre ben bu hibeyi alabilir miyim?” diye sordum. O da, “Bu konuda Mâlik’ten bir şey duymadım. Senin bu hibeyi alacağını düşünüyorum. Malik şöyle dedi: Eğer bir kimse bir başkasına hibede bulunursa, kendisine hibe edilen kimse de hibeyi almadan önce ölürse mirasçıları onun yerine geçerek yapılan hibeyi alırlar. Hibe edenin bunu engelleme hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde bir kölenin efendisi de bana göre böyledir” dedi.

Müslüman’ın Zimmîye, Zimmînin Müslüman’a veya Zimmînin Zimmîye Hibe Etmesi: “Bir Müslüman, bir müşrike hibede bulunursa bu hibenin geçerliliği Müslüman’a yapılan hibe gibi midir?” dedim. “Evet” dedi. “Eğer bir zimmî bir Müslüman’a hibe etse, daha sonra Müslüman bu hibeyi kabzetmeye çalışsa fakat zimmî hibe ettiği kişinin kabzetmesine mâni olsa, bu durumda Malik’in görüşü hangi yöndedir?” dedim. O da, “Eğer Müslüman ile zımmî arasındaki hüküm bulundukları yer açısından ehl-i İslâm ise, bu durumda İslam ehline uygun hükmün uygulanması gerekir. Ve bu konuda def’î geçerli olur” dedi…

“Eğer adamın birisi henüz daha koyunun üstünde olan yünleri ya da hayvanın sağılmamış sütlerini ya da henüz daha ağaçta bulunan meyveleri hibe etse, bu hibe Malik’e göre caiz midir?” diye sordum. O da, “bunların tamamı Malik’e göre caizdir” dedi. Bir adamın koyunun karnındaki ya da cariyenin rahmindekini hibe etmesi:

“Bir adama, koyunumun karnındaki, ya da cariyemin rahmindekini hibe etsem, bu Malik’e göre caiz midir?” diye sordum. O da, “Evet, caizdir” dedi…

“Eğer adamın birisi arazisini başka birisine hibe ederse, bu hibe edilen arazinin kabzı nasıl olur?” diye sordum. O da, “Mâlik’e göre o şeyden yararlanması / elde etmesidir” dedi…

Bir adamın başka bir adama olan borcunu başka birine hibe etmesi: “Bir adama olan borcumu bir adama hibe etsem, bunun kabzı nasıl olur?” diye sordum. O da, “Eğer, kabul ettim denirse, bu kabzedilmiş olur. Eğer kabul ettim denirse, borç sakıt olmuş olur” dedi…

Adamın birisinin yanında bulunana ve yanında olmayana hibe etmesi: “Eğer arazimi iki yabancı adama hibe etsem, bu adamlardan birisi yanımda bulunuyor. Diğeri ise bu esnada yanımda bulunmasa, yanımda bulunan yapılan hibenin tamamını kabzetse, yanımda bulunanın yaptığı kabz, yanımda bulunmayanın yaptığı kabz yerine de geçer mi? Yanımda olmayan kişi diğerini kabz için yerine bırakmadı ve hibe yapıldığını da bilmiyor” diye sordum. “Hazır olanın yaptığı kabz, orada bulunmayanın yerine de kabz sayılır. Orada bulunmayan kişi ister hibe yapıldığını bilsin, isterse bilmesin fark etmez” dedi...

“Adamın birisi bir elbise hibe etse, belirli şartlar koşsa veya fakat kendisine hibe edilen bunun hibe edilenden az veya eksik olduğunu görse ne olur?” diye sordum. O da, “Eğer kendisine hibe edilen buna razı olursa alır. Fakat razı olmazsa kendisine hibe edileni alır” dedi. “Eğer kendisine hibe edilen kimseye hibesi verilmiş fakat o buna razı olmuyor, daha az olduğunu iddia ediyorsa fakat hibesi olduğu gibi kendisindeyse bu durumda ne gerekir?” dedim. O da, “Eğer verilen hibenin kendisi veya daha fazlası hibe edilene verilmişse bu durumda hibe edenin bundan başka yapacağı bir şey yoktur” dedi...

Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-kübrâ, Dâru Sadır, Beyrut, 1905, C. VI, s. 118, 119, 122, 123, 124, 126, 140, 142. 
Çeviren: Abdurrahman Yazıcı - Reşadet Ahmadov

Vakıf, Hediye ve Hibe: el- Hırakî

Kim akıl ve bedenen sıhhatli olduğu bir döneminde bir topluluğa, çocuklarına ve kendisinden sonra gelenlere, daha sonra da miskinlerin istifade etmesi şartıyla vakıfta bulunursa bu kişinin bu vakfettiği maldaki mülkiyeti biter. O vakfettiği şeylerin menfaatlerinden herhangi bir şeyi geri alması caiz olmaz. Eğer vakfederken ondan yiyebilmeyi şart koşmuşsa sadece şart koştuğu kadar ondan alabilir ve yiyebilir. Vakfedilen şeyden kalan ise oğlunun erkek çocuklarıyla kız çocukları (müellif çocukların bulunmadığı durumu kastediyor) arasında eşit olarak paylaştırılır. Eğer vakfeden kimse bir kısmına daha fazla almaları şeklinde vakıfta bulunmuşsa bu durumda alabilirler. Eğer onlardan hiç kimse kalmazsa bu durumda vakıf miskinlere intikal eder. Eğer onun kalanını miskinlere has kılmadıysa ve kendilerine vakıf yapılan miskinler de kalmazsa bu durumda vâkıfın mirasçılarına tekrar geri döner. Bu (Ahmed b. Hanbel’den nakledilen) bir rivayettir. Bir başka rivayete göre de, vâkıfın en yakın asabesine verileceği şeklindedir.

Eğer bir kişi ölüm hastalığına yakalandığı esnada vakıfta bulunursa veya öldükten sonra malım vakıftır derse, bu kişinin malından sadece üçte biri vakıf olarak kabul edilir. Fakat mirasçıları bu konuda izin verirlerse malın diğer kısmı da vakıf olarak geçerli olur.

Eğer vakıf harap olur zarar görürse ondan bir şey vakfeden kimseye geri dönmez. Bu harap olan şeyler satılır ve bunların bedeli ilk vakıfta olduğu gibi tekrar vakıf ehline vakfedilir. Vakfedilen bir atın durumu da böyledir. Savaş için gidemeyecek durumda olduğu için satılır, bedeliyle yeni at alınır…

(...)

Hibe eden kimse çocukları arasında birine diğerinden fazla verirse Peygamber (sav)’in yaptığı gibi bu durumda ona diğerine de aynısını vermesi emredilir. Eğer diğerine de aynı şekilde eşit vermeden önce ölürse sağlığında iken nasıl hibe etmişse o şekilde sabit olur. Hibe eden kimsenin yaptığı hibeden dönmesi helal değildir. Hediye eden kimsenin de yaptığı hediyeden geri dönmesi caiz olmaz…

Eğer bu evim hayatta olduğun sürece veya hayatta olduğun sürece senindir derse, o ev o kişiye ait olur. Ölümden sonra ise mirasçılarına intikal eder.

Hırakî, Muhtasarü’l-Hırakî alâ mezhebi’l-İmâm Ahmed b. Hanbel, thk. Muhammed Zuheyr eş-Şâvîş, 1. bs., Dârü’s-Selâm, Dımaşk, t.y., s. 15, 16, 107-109. 
Çeviren: Abdurrahman Yazıcı - Reşadet Ahmadov