9. Astronominin Özeti ve Göğün Hareketlerinin Esasları: el-Fergâni

Ebu el-Abbas Ahmed bin Muhammed bin Kesîr el-Fergâni, 9. yüzyılda yaşamış ünlü astronomi bilginidir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte 861 yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Hakkındaki bilgilerimizin önemli bir kısmı, biri Nil Mikyası’nın yapımı, diğeri Caferî kanalının açılmasını yönetmesi dolayısıyla bazı kaynakların yazdıklarına dayanır. Türkistan’ın Fergana bölgesinde yetişmiş, daha sonra Bağdat’a gitmiştir. Burada bir bölümü verilecek olan Astronominin Özeti ve Göğün Hareketlerinin Esasları adlı eseri İslam dünyasında kaleme alınan ve Batlamyus’un gezegenler sistemini veren, günümüze kadar ulaşan en eski eserlerdendir. Bu eser İslam astronomisindeki gelişmelerin özümsenmesi için zemin hazırlamış ve etkisi oldukça büyük olmuştur. Bunun dışında 15. yüzyıla kadar eser önemini korumuş ve sadece İslam astronomisini etkilemekle kalmamış, Latince ve İbranice çevirileri ile Hıristiyan ve Musevi bilim dünyasını da etkilemiştir. Bu etkinin bir sonucu olarak, onun gezegenlere ilişkin verdiği değerler, yani gezegenlerin Yer’e olan uzaklıkları ve Yer’e göre büyüklüklerine ilişkin verdiği değerler kabul görmüş ve Kopernik’e kadar bu değerler esas alınmıştır.

Astronominin Özeti ve Göğün Hareketlerinin Esasları adlı bu kitap, bu fende tasnif edilmiş kitaplardan biridir ve en derli toplu olanıdır; büyük şeyh, yazar, Ahmed İbn Muhammed İbn Kesîr el-Fergâni el-Hâsib, Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun ve Allah ona hayırlar versin, tarafından tasnif edilmiştir.

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adı ile

Birinci Bölüm: Arap ve Acem seneleri, aylarının isimleri, günleri ve birbirlerine göre farklılıkları üzerinedir

Arap ve Acem seneleri on iki aydır. Arap ayları şunlardır: Muharrem, Sefer, Rebî el-evvel, Rebî el-âhir, Cumâd el-ûlâ, Cumâd el-âhir, Receb, Şa’bân, Ramazân, Şevval, Zu el-ka’de, Zu el-hicce. Aylar, otuz ve yirmi dokuzar gündür. Yılın altı ayı tam (otuz gün), altı ayı eksiktir (yirmi dokuz gün). Yılın günleri tam (gün) hesabıyla 354 gündür. Ancak bu yaklaşık bir değerdir. Gerçek değerde, bu günlerin adedine, her otuz yılda bir 11 gün eklenir. Böylece, bir yıl 1/5 + 1/6 gün olur. Buna göre 1 yıl, gerçekte, 354 + 1/5 + 1/6 gündür. Bu kesirlerin eklendiği yılda, ayların yedisi tam ay, beşi eksik ay olur. Ayların gün sayısı, Ay’ın ve Güneş’in ortalama kavuşumları esas alınarak hesaplanmıştır. Hilallerin görünüşleri ise, (süre bakımından) kısa veya uzun olarak farklılaşır. Bu yüzden, ay başlangıcının hesap ve gözlemle saptanması her zaman birbirleriyle uyuşmazlar; sadece zamanın uzunluğu bakımından eşit olurlar. Ayları oluşturan Arap günleri yedi adettir. Arap günlerinin başlangıcı Pazar günüdür. Pazar günü, Cumartesi günü Güneş’in batışı ile başlar. Pazar gününün sonu Güneş’in batış vaktidir. Diğer günler de aynı şekildedir. Araplar bütün günlerin başlangıcını Güneş’in gurup vaktinde gece ile başlatırlar. Bu nedenle aysal ay hilalin görünmesiyle başlar. Hilalin görünüşü ise Güneş’in batışı sırasındadır. Rumların ve diğerlerinin kullandıkları takvimlerde hilalin görünüşü kullanılmaz. Gündüz geceden öncedir ve gecesi ile her bir günün başlangıcı, Güneş’in doğu, vaktinden, ertesi gün doğuş vaktine kadardır. Süryani aylarına gelince, bu aylar şunlardır: Teşrîn el-evvel; bu ay 31 gündür. Teşrîn el-sânî 30, Kânûn el-evvel 31 gündür. Bu ayın 25. gecesi Milat gecesidir (İsa peygamberin doğduğu gece). Kânûn el-sânî 31 gündür. Şubât ayları üç yıl 28, dördüncü yılda 29 gün olur. Bu seneye, artık gün olması nedeniyle Kebîse adi verilir. Âzar 31, Nîsân 30, Âyâr 31, Hazîrân 30, Temmûz 31, Âb 31, Eylûl 30 gündür. Bir yıl 365 gündür. Her dört yılda bir, bir gün eklenir. Böylece bir yıl, gerçekte 365 + 1/4 gün olur. Rum aylarına gelince, bu aylar Süryani aylarıyla gün sayısı bakımından uyuşurlar. Rumlara göre senenin ilk ayı Yanvarîûs’dur. Bu ay (Süryani aylarından) Kânûn el-sânî’dir. Bu ayın ilk günü Kalendas’dir. (Süryani aylarından) Şubat (Rum) aylarından, Febrvarîûs’dur. Âzar Martîûs, Nîsân Âbrîlîûs, Âyâr Mâîûs, Hazîrân Yûnîûs, Temmûz Yûlîûs, Ãb Âgustus, Eylûl Sebtenber, Teşrîn el-evvel Âktûber, Teşrîn el-sânî Nuvenber, Kânün-u evvel Dekenber’dir. Fars ayları ise şunlardır: Fervardîn mâh; bu ayın ilk günü Nevruz’dur. Ürdibehişt mâh, Hurdâd mâh, Tîr mah, Murdâd mâh, Şehrivar mâh, Mihr mâh; bu ayın altıncı günü Mihrcân’dir. Âbân mâh; bu ayin yirmi altıncı günü, on günlük süreyi kapsayan Furdicân’ın başlangıcıdır. Furdicân’ın beş günü Âbân mâh ile birliktedir. (Kalan) beş gün aylardan sayılmaz. Ancak bu Bedricahat’tır. Bundan sonra Azar mâh –bu ayın ilk günü Reküb el-Kevsec’dir (Baharın Başlangıcı)– sonra, Day mâh, Behman mâh, İsfendârmüz mâh ayları gelir. Bütün aylar 30 gündür. Âbân mâh ve Azar mâh birbirlerini izlerler. Ancak bu beş gün aylardan sayılmaz. Böylece bir yıl gerçekte 365 gün olur. Fars günleri ise şu isimle adlandırılırlar: Hürmüz, Behman, Ürdibehişt, Şehrîver, İsfendârmüz, Hurdâd, Murdâd, Daybâzir, Âzer, Ebân, Hûr, Mâh, Tîr, Cûş, Deybemihr, Mihr, Serûş, Ruşen, Ferverdîn, Behrâm, Râm, Bâd, Deybidîn, Dîn, Írd, Estaz, Âsmân, Zâmyâd, Marisfend, Ânîran. El-Ând-1 Recâhad olarak adlandırılan günler ise şunlardır: Ehnud, Eşind, İsfendmüz, Ehşter, Heştvişt. Kıpti aylar şunlardır: Tüt, Fâûfî, Hetûr, Keyvâfî, Tûbî, Mahîr, Famînût, Fermût, Bâhûn, Bâûnî, Afîûfî, Masûrî. Sonra, el-levâhık olarak adlandırılan beş gün gelir. Bu beş günü Kiptiler, Abûgâmin alarak adlandırır. Her ay 30 gündür. Senenin günleri, Fars aylarının günlerinin adedinde olduğu gibi el-levâhik olarak adlandırılan senenin beş günü ile birlikte 365 gündür. Yukarıda adı geçen ayların ilki Fars aylarının ilki ile uyuşur. Tût ayının başlangıcı Day mâh’in başlangıcıdır. Sonra bütün aylar, Kipti ayların sonu, Azar mâh’in sonu oluncaya kadar birbirlerine tekabül ederler. Bu, zamanımıza kadar hesap edilmiş zîclerde de böyledir. Zamanımızda Mısırlıların kullandıkları Kipti ayların farklılığı, [385-a] Süryani ve Rum takvimlerinde olduğu gibi senenin günlerine 1/4 gün ilave edilmesidir.

Tarihler

Arap takviminin başlangıcı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretidir ve ilk günü Perşembe’dir. Fars tarihinin başlangıcı Yezdicird bin Şehriyâr bin Kesrî’nin hükümdar olduğu yıldır ve ilk günü Salı’dır. Süryani ve Rum tarihlerinin başlangıcı el-Ískender yılının başlangıcı ile aynıdır ve ilk günü Pazartesi’dir. El-Mecisti’ye (Almagest) göre Kıpti tarihinin başlangıcı Buhtanasr’in hükümdar olduğu yıldır ve ilk günü Carşamba’dır. Batlamyus’un zicinde yer alan tarihin ise başlangıcı Yûlyûs’dur ve ilk günü Pazar’dır. Buhtanasr tarihi ile Yezdicird tarihi arasında 1379 Farisî yı1 + 3 ay, Yûlyûs tarihi ile Yezdicird bin Şehrîyar tarihi arasında 955 yıl + 3 ay, el-Ískender tarihi ile Yezdicird tarihi arasında 942 Rumî yıl + 259 gün, Yezdicird bin Şehrîyâr tarihi ile Hicri tarih arasında ise 3624 gün fark vardır. Bu tarihlerin ilki Buhtanasr tarihidir. Sonra Yûlyûs tarihi, el-İskender tarihi, Hicri tarih ve Yezdicird bin Şehrîyâr bin Kesrî tarihi gelir.

İkinci Bölüm: Gökyüzünün kürelere benzemesi üzerinedir

Yıldızları ile birlikte gökyüzünün dolanımı bir kürenin dolanımına benzer. Gökyüzünün bir küreye benzediği konusunda, bilim adamları arasında bir anlaşmazlık yoktur. Yıldızları ile birlikte gökyüzü, iki sabit kutup üzerinde, bir kürenin dolanımı gibi dolanır. Bu kutuplardan biri kuzeyde, diğeri güneydedir. Bunun delili, gökteki bütün yıldızların doğudan doğmaları ve hareketleri, parlaklıkları ve birbirlerine olan uzaklıkları değişmeyecek şekilde gökyüzünün ortasına ulaşıncaya kadar yavaş yavaş yükselmeleridir. Sonra yıldızlar, yine aynı biçimde, batıya doğru aşağıya inerler. Yıldızların hareketleri paralel daireler üzerindedir. Yıldızlar hızlanmazlar ve yavaşlamazlar; sanki kürenin yüzeyi üzerine çakılıdırlar. Yıldızların çakılı olduğu bu küre, yıldızların hepsini döndürür. Gökyüzünün küre gibi olmasına ilişkin fikirlerin kanıtı ve en açık delili, kuzey iklimlerinde, Yer’in üzerinde sürekli görünen yıldızların dolanımından çıkarılır. El-Cedî, el-Ferkadîn, Benât Na’ş ve bunlara yakın olan yıldızlar bu yıldızlardandır. Yıldızlar, sanki tek bir nokta etrafında dönüyorlarmış gibi, birbirlerine paralel daireler üzerinde dönerler. Bu noktaya en yakın olanı küçük bir daire üzerinde döner ve hareketi yavaş olarak görünür. Bu noktaya en uzak olanı, (bu noktaya) yakın yıldızın dairesinden daha büyük bir daire üzerinde döner ve hareketi, dairenin büyüklüğüne göre, (bu noktaya) yakın yıldızın hareketinden daha hızlıdır. (Bu noktaya en uzak) yıldızın bu noktaya olan uzaklığı, bu noktadan Yer’in altında görünmeyen yıldızlara kadar olan mesafe kadardır. Yer’in altında görünmeyen yıldızlardan bu noktaya en yakın olan yıldızlar, batıncaya kadar uzun süre Yer’in üzerinde kalırlar veya doğuncaya kadar çok az bir süre Yer’in altında görünmezler. Bu yıldızların uzaklığı arttıkça görünme zamanları azalır, görünmeme zamanları artar. Görünen ve görünmeyen yıldızları ile birlikte göğün hareketi, bir noktadan ayrı noktaya gelişi tek bir kürede ve aynı zamanda olacak şekilde, birbirlerinden ayrılmayan paralel daireler üzerindedir. Böylece zorunlu olarak bu nokta kürenin iki kutbundan biri olur. Bu, göğün küre ve dolanımının da kürenin dolanımı gibi olduğuna en açık delildir. Şayet gökyüzü bazı insanların söylediği gibi düz olsaydı, gökyüzünün uzak yerleri ayni mesafede olmaz, aksine gökyüzünün tepemiz hizasında olan yerleri daha yakın olurdu. Ufuk civarında, Güney, Ay ve diğer gezegenlerin mesafeleri gözümüzden daha uzak olduğu için, doğuşları sırasında doğuda küçük görülmeleri ve sonra göğün ortasına yaklaşarak büyümeye devam etmeleri gerekirdi. Zira bu durumda gözümüze yakındırlar. Sonra aynı şekilde batıya doğru aşağı inmeleri ve görünmez oluncaya kadar yavaş yavaş küçülmeleri gerekirdi. Ancak biz böyle bir şey göremeyiz. Aksine, onların doğudaki ve batıdaki miktarlarını, gökyüzünün ortasında olduklarından daha büyük görürüz. Güneş, batmak üzere iken Güneş’in kursunun alt kısmı ufukla birleşir, Güneş yavaş yavaş batar ve kursunun üst kesimi görünmez oluncaya kadar ufuk onu yavaş yavaş kapatır. Ay’da da durum aynıdır. Doğuda ve batıda büyüklüklerinin artması, buralarda, bize, göğün ortasında olduklarından daha yakın olmalarından değil, sürekli olarak yerden çıkan buharın ufuk ile gözümüz arasına girmesindendir. Onları bu yüzden büyük görürüz. Özellikle kış gününde, havada rutubetin yoğun olduğu ve yağmurun olduğu zamanlarda, doğuş ve batış sırasında Güneş ve Ay gerçekten de büyük görünür. Aynı şekilde saf suyun dibine atılan bir nesne de gerçek hacminden daha büyük görünür. Su saf ve derinliği fazla ise, o nesne, suyun dibindeyken daha büyük görünür. Ufuklarda yıldızların büyük görünmelerinin sebebi budur.

Üçüncü Bölüm: Kara ve denizlerden oluşan bütün öğeleri ile birlikte Yer’in de küre şeklinde olması üzerinedir

Bilim adamları, kara ve denizlerden oluşan bütün öğeleri ile birlikte Yer’in küre şeklinde olduğu hususunda uyuşurlar. Bunun delili, Güneş’in, Ay’ın ve diğer yıldızların, yeryüzünün çeşitli bölgelerinde, ayni zamanda doğmamaları ve batmamalarıdır. Aksine, onların yeryüzünün doğu bölgelerinde doğuşlarını, batı bölgelerindeki doğuşlarından önce ve doğu bölgelerinde batışlarını ise batı bölgelerindeki batışlarından önce görürüz. Bu, Ayüstü evrende meydana gelen olaylardan açıkça görülür. Ay tutulmasında olduğu gibi yeryüzünün çeşitli bölgelerinde (gök) olaylarının zamanı farklıdır. Şayet Ay tutulması, biri doğuda diğeri batıda olan birbirinden uzak iki şehirde gözlemlenirse ve doğudaki Şehirde Ay tutulmasının zamanı geceleyin saat üçte olursa, batıdaki şehirde Ay tutulması, iki şehir arasındaki mesafeye bağlı olarak, gece saat üçten daha önce gözlemlenecektir. Doğudaki şehirde saatin ileri olması, burada Güneş’in batışının batıdaki şehirde Güneş’in batışından daha önce olduğunu gösterir. Eğer batmakta olan birinci kadirden bir yıldız gözlemlenirse, bu yıldızın birbirinden uzak iki şehirdeki zamanları açıkladığımız üzere bilinir. Bu yıldızın doğuda bulunan şehirdeki zamanı batıda bulunan şehirdeki zamanından daha erkendir. Doğudan batıya kadar, yeryüzünde oturan herkes için zaman farklıdır. Bu durum, sadece yerler arasındaki mesafeye bağlı olarak oluşur.

[385-b] Aynı şey kuzey ve güneyde bulunan uzak yerler arasında da söz konusudur. Bir kimse, yeryüzünde güneyden kuzeye doğru hareket ederse, batan bazı yıldızları hiç batmayan yıldızlar olarak görür. Buna bağlı olarak, güneyde, doğan bazı yıldızlar bu kişiye hiç doğmayan yıldızlar olarak görünür. Bu şekilde tasvir ettiklerimizin hepsi, yeryüzünün yuvarlak ve Yer’in küre şeklinde olduğunu gösterir. Eğer Yer düz olsaydı açıkladığımız bu niteliklere sahip olmazdı, yıldızların doğuşu, Yer’in bütün bölgelerinde aynı zamanda olurdu ve yeryüzünde kuzey ve güney arasında seyreden bir kimse hiç doğmayan yıldızları göremezdi.

Dördüncü Bölüm: Yer’in evrenin merkezi olması üzerinedir

Yeryüzünün büyüklüğü, göğün büyüklüğüne oranla küçük bir dairenin oluşturduğu bir nokta gibidir. Bunun nedeni, yıldızlarla ilgili olarak daha önce bahsedildiği gibi, Yer’in göğün ortasında olması ve göğün her yerindeki yıldızların aynı büyüklükte görülmesidir. Bu, gök ve Yer arasındaki mesafenin her yönde aynı uzaklıkta olduğunu gösterir. Bu nedenle zorunlu olarak Yer göğün ortasında bulunur. Yer’in bu şekilde (göğün ortasında) olmasının en açık delili şudur; Yer, göğün ortasında olmasaydı, göğün bazı yerlerine diğer yerlerinden daha yakın olurdu; göğe yakın bir yerde oturan bir kimsenin, göğün yarısından azını ve aynı şekilde, göğe uzak bir yerde oturan bir kimsenin de sürekli olarak göğün yarısından fazlasını görmesi gerekirdi. Ancak bu durum gözlemlerle uyuşmaz. Çünkü yeryüzündeki bütün insanlar (aynı anda) gökyüzünde daima burçlardan altısını görürler, diğer altı burcu ise göremezler. Bu ayni zamanda Yer’in göğe oranla nokta gibi olduğunu gösterir. Yer göğe oranla büyük olsaydı, yeryüzündeki herkes sürekli olarak göğün yarısından azını görürdü. Yer göğün ortasında ise bu, göğü ikiye bölen düzlemin, göğün merkezi olan Yer’in merkezinden geçtiğini ve yeryüzündeki herkes tarafından göğün sadece yarısı görünüyor ise, bu da, Yer’in üzerinde bulunan kişinin gözünden ufka doğru uzanan düzlem ile Yer’in merkezinden geçen düzlem arasında algı bakımından fark olmadığını gösterir. Bundan dolayı, Yer’in merkezi ile Yer’in yüzeyi arasındaki miktar, göğün büyüklüğüne oranla algılanamaz ve zorunlu olarak yerküre gökküreye oranla bir nokta gibidir. Yıldızları kadirlerine göre sınıflandırdığımızda, yeri belli ve sabit yıldızlardan olduğu belli olan görünen en küçük yıldız Yer’den daha büyüktür. Gökyüzündeki en küçük yıldızlar gökyüzünde (birer) nokta gibi görünürler. En küçük yıldızlardan daha küçük olan Yer’in büyüklüğü, göğün büyüklüğüne oranla algı bakımından bu yıldızlar kadar değildir. Açıkladığımız gibi Yer evrenin merkezi gibidir. Hava Yer’i bütün yönlerde, gök ise havayı küre gibi çevreler. Göğe oranla Yer’in büyüklüğü küçük bir dairenin oluşturduğu bir nokta gibidir.

Beşinci Bölüm: Biri, doğudan batıya doğru, gece ve gündüzü meydana getiren “küllî hareket” ve diğeri batıdan doğuya doğru göğü kat eden yıldızların hareketi olan göğün iki hareketi üzerinedir

Bu, daha önce de açıklandığı gibi, Yer’in ve göğün şeklinden (dolayı) göğün görünen ilk hareketlerinin gözlenmesiyle ortaya çıkar. Göğün görünen ilk hareketleri iki tanedir. Bu hareketlerden ilki küllî harekettir ve bu hareketle gece ve gündüz oluşur. Çünkü Güneş, Ay ve bütün yıldızlar, doğudan batıya doğru, aynı konumda, tek bir dönüş ile bütün gün ve gece dolanırlar. Küllî hareket, biri kuzeyde olan ve ilk hareket kutupları olarak adlandırılan iki sabit kutup üzerinde, daha önce söz ettiğimiz gibi, sabit bir hızla dolanır. Diğer kutup ise, bunun tam karşısında, güneydedir. Bu hareketle yıldızların paralel daireler üzerinde dönmesi gerekir. Bu dairelerden en büyüğü ekvator olarak adlandırılır. Ekvator “birinci hareket kuşağı”dır ve gökküreyi iki eşit kısma böler. Ekvatorun iki kutba olan uzaklığı her yönde eşittir. Güneş ekvatorun üzerine geldiğinde, daha sonra da açıklayacağımız üzere, Yer’in her tarafında gün ve gece eşit olduğu için, buna ekvator adı verilmiştir. Güneş’i ve yıldızları batıdan doğuya doğru döndüren ikinci hareket, birinci hareketin yönüne terstir ve birinci hareketin kutuplarından farklı iki kutup üzerindedir. Bu iki kutba uzaklığı eşit ve ikinci hareket kuşağı olan büyük orta daire ekliptik olarak adlandırılır. Güneş batıdan doğuya doğru, kendine özgü yörüngesinde ekliptik dairesini (bir yıl süresince) çizer. Ekliptik, burç olarak adlandırılan on iki eşit kısma bölünür. Bu burçların isimleri şunlardır: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık.” Her bir burç 30°’ye ayrılır. Daire 360° dir. Her 1° ise 60’’dir. Ekliptik zorunlu olarak ekvatoru karşılıklı iki noktada keser ve ekvatora, kuzey ve güney yönlerinde eşit miktarda eğimlidir. Güneş’in ekvator üzerinde güneyden kuzeye geçtiği nokta ilkbahar ılımı olarak adlandırılır. Bu nokta Koç burcunun başlangıcıdır. Güneş’in kuzeyden güneye geçtiği diğer nokta ise sonbahar ılımı olarak adlandırılır. Bu nokta ise Terazi burcunun başlangıcıdır. Burçlardan altısı ekvatora göre kuzeyseldir. Bu burçlar, Koç burcunun başlangıcından Başak burcunun sonuna kadardır. Burçlardan altısı ise güneyseldir. Bunlar, Terazi burcunun başlangıcından Balık burcunun sonuna kadardır. Gök kürede, kuzeyden güneye, ekliptik ve ekvatora dikey olan üçüncü bir daire daha vardır. Bu daire “kutuplardan geçen daire” olarak adlandırılır ve ekliptik ve ekvatorun her birini ikiye bölerek ekliptiğin ve ekvatorun kutuplarından geçer. Bu daire, ekliptiği iki noktada keser. Bu iki nokta en büyük eğim noktalarıdır ve bu noktalar kuzey ve güneyde, ekliptiğin ekvatora en uzak noktalarıdır. Kuzeydeki nokta yaz dönencesi olarak adlandırılır ve Yengeç burcunun başlangıcıdır. Güneydeki nokta ise kış dönencesi olarak adlandırılır ve Oğlak burcunun başlangıcıdır. Kutuplardan geçen daireden olan ve ekvator ile dönence noktalarının her birinin arasında bulunan yay, ekliptiğin ekvatora eğimi kadardır. El-Harnel, El-Sevr, El-Cevza, El-Seretân, El-Esed, El-Sünbüle, El-Mizan, El-Akreb, El-Kavs (El-Kavs El-Râmi), El-Cedî, El-Delv, El-Hût (El-Semeke). Şayet daire 360° olarak kabul edilirse, Batlamyus’un [386-a] bulduğuna göre bu eğim 23° 51’dır. Memûn’un ölçtüğü dakik ölçüme gelince, bilim adamları bu miktarda uyuşurlar. Bu değer 23° 35’dır. Açıkladığımız üzere gezegenler kendilerine özgü yörüngelerinde batıdan doğuya doğru, ekliptiğin iki kutbu üzerinde hepsi birden dönerler. Yıldızlar ise, doğudan batıya doğru ilk hareketle dönerler. Kutuplardan geçen daire, zorunlu olarak, ilk hareketle hareket eder. Ekvatorun iki kutbu sabittir ve ilk hareket bu iki kutup üzerindedir. Ekliptiğin iki kutbu ise, ekvatorun kutupları etrafında ilk hareketle hareket eder. Ekvator ve ekliptiğin kutupları iki kürenin kutuplarından geçen daire üzerinde bulunur.

Altıncı Bölüm: Yeryüzündeki meskûn çeyreğin niteliği, gökkürenin dolanımına ve gün ve gece farklılıklarına neden olan şeyler üzerinedir.

Gökkürenin iki ilk hareketinden bahsettik. Simdi, bizi sınırlayan, bilinen yeryüzünün meskûn bölgelerinin durumunu ve bu bölgede gökkürenin dolanımına ve gün ve gecenin farklılığına neden olan şeyleri ele alacağız. Yerkürenin merkezi gökkürenin merkezi ile çakışıyorsa ekvator düzleminin yerküreyi ikiye bölmesi gerektiğini söyleriz. Bu düzlem yeryüzünde ekvator dairesine karşılık gelir. Bu daire yerküreyi, biri kuzey diğeri güney kutup yönünde olmak üzere ikiye böler. Bilindiği gibi yeryüzündeki meskûn bölge kuzey yarıdadır. Bu bölge, zaman olarak on iki saatlik boylamı geçmeyen, doğudaki meskûn bölgelerin başlangıcı ile batıdaki meskûn bölgelerin sonu arasında bulunur. Yeryüzünde, ekvator dairesini dik açı ile ikiye bölen ve meskûn bölgeleri doğu ve batıda en uzak kısımlarından kesen büyük bir daire farz ettiğimiz takdirde, bu iki dairenin, yani ekvator ile şimdi bahsettiğimiz dairenin yeryüzünü dörde bölmesi gerekir. İki kuzeysel yarımdan biri, boylamı doğudan batıya gökküresinin yarım dolanımı kadar olacak şekilde yeryüzündeki meskûn bölgelerin hepsini çevreler. Bilindiği gibi, bu çeyrekteki meskûn enlem, ekvator ile (ekvatorun) ufkundan kuzey kutbuna yaklaşık olarak 66” yükselen yerler arasında bulunur. Bütün iklimler bu bölgelerdeki ufuk ve meridyen daireleri ile sınırlanır. Ufuk dairesi, yeryüzünde görünen gökyüzü ile görünmeyen gökyüzünü ayıran dairedir ve kutbu Zenittir. Bu daire göğü ikiye bölen büyük dairelerdendir. Bu nedenle, gökyüzünün görünen kısmı Yer’e göre değil, gök küreye göredir. Meridyen dairesi, ekvatorun kutuplarından ve bir ülkenin Zenitinden geçen dairedir. Meridyen dairesinin kutbu, gün ve gecenin eşit olduğu bölgede, ufuk dairesi üzerindedir. Bu daire (meridyen dairesi), Yer’in altında ve üzerinde bulunan ekvatora paralel dairelerden her birini ikiye böler. Yeryüzündeki meskûn bölgelere gelince; ilkin güney enleminde meskûn çeyreğin başlangıç sınırı olan ekvator dairesi ile başlayalım. Bu daire üzerinde bulunan herkes için ekvatorun dolanımı Zenit üzerindedir (ekvator üzerinde bulunan herkesin Zeniti gök ekvatorunun üzerindedir). Ekvatorun kutupları ise ufuk daireleri üzerinde bulunur (ekvatorda bulunan herkesin ufuk daireleri, gök ekvatorunun kutuplarından geçer). Böylece, burada gökküresinin dolanımı, daha sonra bahsedeceğimizden farklı olarak, ufuklara dikey olur. Güneş’in kuzey ve güneyde Zenit noktalarına eğimi ise tek bir değerdir. Buralarda yaz ve ki, (kış?) ılıman olur. Ufuk daireleri ekvatora paralel dairelerden hepsini yarıya böler. Çünkü bütün ufuk daireleri ekvatorun kutuplarından geçer. Güneş’in doğuşundan ve yıldızların görünmez oluşundan batışına kadar geçen süre, batışından doğuşuna kadar geçen süreye yılın bütün günlerinde eşittir. Bu bölgelerde gün ve gece daima eşit olur. Ekvatorun kuzeyindeki bölgelerde ise, ekvator Zenitten güneye doğru eğimlidir. Kuzey kutbu ufuktan aynı miktarda yükselir. Kuzey kutbundan uzaklığı kutbun ufuktan yüksekliğine eşit olan paralel daire üzerindeki bütün yıldızlar hiç batmayan yıldızlardır. Güney kutup Zenit bölgesinde bu dairenin mukabili üzerindeki bütün yıldızlar ise hiç doğmayan yıldızlardır. Ufuk düzlem daireleri, ekvatora paralel daireleri, sadece iki kısma ayırır. Ufuk daireleri ekvatora paralel dairelerden Nadir her birini eşit olmayan iki kısma böler. Ekvatora paralel dairelerden ekvatorun kuzeyinde olanlarının Yer’in üzerindeki (ufkun üzerindeki) kısımları, Yer’in altındaki (ufkun altındaki) kısımlarından daha büyüktür. Ekvatorun güneyinde ise buna ters olarak, Yer’in üzerindeki (ufkun üzerindeki) kısımları, Yer’in altındaki (ufkun altındaki) kısımlarından daha küçüktür. Kuzey kutbunun ufuktan yüksekliği artar, güney kutbunun yüksekliği azalırsa, kuzeysel daireler yükselir ve bu dairelerden her birinin yarısından fazlası görünür olur; güneysel daireler alçalır ve bu dairelerden her birinin yarısından fazlası görünmez olur. İklimlerde kutbun yüksekliği arttığında kısımlar arasındaki fark artar ve yaz ve kış arasındaki gün farkı da büyür. Herhangi bir iklimde, kutba yakın ekvatora uzak olan paralel bir dairenin ufkun üzerindeki kısmının, ufkun altındaki kısmına oranı, ekvatora yakın bir paralel daireye göre daha fazladır. Güney, Koç ve Terazi burçlarının başlangıçları olan iki ılım noktasında olursa, Yer’in her tarafında gün ve gece eşit olur. Çünkü bu günde, Güneş’in yörüngesi, bütün ufuk dairelerini iki eşit kısma ayıran ekvator üzerindedir. Güneş kuzeysel burçlarda olur ise, günün süresi gecenin süresinden uzun olur. Güneş ekvatordan kuzeye doğru yol aldığında, ekvatordan en uzak noktaya ulaşıncaya kadar, gecenin aksine gün uzunluğu artar. Bu en uzak nokta, Yengeç burcunun başlangıcıdır. Bu anda günün uzaması ve gecenin kısalması sona erer. Güneş güneysel burçta ise bu söylediklerimizin tam tersi olur. Bu durumda gün geceden daha kısadır ve gecenin süresi, Güneş Oğlak burcunun başlangıcına ulaşıncaya kadar artar. Bu anda, günün kısalması ve gecenin uzaması sona erer. Paralel dairelerden olan her iki dairenin ekvatora olan uzaklığı iki zıt yönde de birbirine eşittir. Bu dairelerden birinin Yer’in üzerindeki (ufkun üzerindeki) kısmı, diğerinin Yer’in altındaki (ufkun altındaki) kısmına eşittir. Her birinin gündüzü diğerinin gecesine, gecesi de gündüzüne eşittir. Böylece zorunlu olarak, [386-b) Güneş Yengeç burcunun başlangıcında iken en uzun gün, Güneş Oğlak burcunun başlangıcında olduğunda en uzun geceye eşit olur. Ayni şekilde, Yengeç’in gecesi de Oğlak’ın gündüzüne eşittir. Yeryüzündeki meskûn bölgelerin hepsinde (gece ve gündüze ilişkin) oluşan şeyler, özet olarak bu kadardır.

Unat, Yavuz, 2012, “Astronominin Özeti ve Göğün Hareketlerinin Esasları”, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bilimin ve Felsefenin Doğulu Öncüleri Dizisi, Ankara, s. 32–45.