9. Güvenilir İnsan: Muhammedü’l-Emîn

Câhiliye döneminin yaygın kötülüklerinin hiçbirine bulaşmaksızın temiz bir hayat yaşayan ve yirmi beş yaşlarına gelen Hz. Peygamber çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında da doğruluğu ve güvenilirliği ile temayüz etmişti. Bu sebeple Mekke’de “Muhammedü’l-Emîn” veya sadece “elEmîn” unvanıyla bilinmekteydi.

Muhammedü’l-Emîn vasfı onun aynı zamanda ilk vahyin inişine kadar yaşadığı hayatın bir tasviriydi: O, hiçbir zaman putlara tapmadı, akrabalık bağını zedelemedi, komşusuna kötülük etmedi, zalim kim olursa olsun ona karşı durdu, zayıfları korudu, elinden ve dilinden insanlar emin oldu, hiçbir zaman yalan söylemedi, iftira atmadı, yetim malı yemedi. Evet, Hz. Aişe validemizin ifadesiyle: “Onun ahlâkı, Kurân ahlâkı idi.”

Peygamber Efendimiz (sav) Allah tarafından âlemlere rahmet ve hidayet rehberi olarak gönderilmiş, “en güzel ahlâka sahip” ve “en güzel örnek” olarak nitelendirilmiştir. Onun en dikkat çekici, en önemli özelliklerinden biri güvenilir bir insan oluşudur. Bu özellik sadece Müslümanlar için değil, günümüzde insanlığın en çok muhtaç olduğu bir değer olarak çok önemlidir. Hz. Peygamber (sav), vahiy gelmeden önce kırk yıllık hayatını geçirdiği putperest Câhiliyye toplumunda güvenilir bir insan olarak dikkat çekmiş, bu sebeple Muhammedü’l-Emîn veya sadece El-Emîn adıyla anılmıştır. Şüphesiz doğruluk, dürüstlük ve güven onun bütün hayatını kapsayan temel vasfıdır. Yani o, peygamberliğinden önce El-Emîn olduğu gibi, peygamberlik döneminde de El-Emîn’di. Peygamber Efendimiz yirmi yaşlarında iken Mekke’de zulüm ve haksızlıklara karşı kurulmuş olan Hilfü’l-fudûl adlı harekete katıldı. Güçlüden değil, haklıdan yana oldu ve haksızlıklara karşı mücadele etti. Ticaretle meşgul oldu ve dürüst bir tacir olarak dikkat çekti. Otuz beş yaşında olduğu sırada yapılan Kâbe tamirinde Hacerü’l-Esved’i yerine koymak için Kureyş’in ileri gelenleri arasında çıkan anlaşmazlıkta hakemlik yaptı ve kimsenin itiraz edemeyeceği, âdil bir şekilde problemi çözerek bir kez daha insanların güvenini kazandı. Mekke müşrikleri kıymetli eşyalarını ona emanet bırakır, o da emanete asla hıyanet etmeden sahiplerine iade ederdi. Hicret sırasında Mekke müşriklerine ait emanetleri sahiplerine iletmek üzere Hz. Ali’ye bırakması onun en zor anlarda bile emanete riayet ettiğinin en açık delilidir. Peygamber Efendimiz ’gerçek Müslüman elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kimsedir’ ve ’bizi aldatan bizden değildir’ buyurmuş, yalan konuşmayı, sözünden dönmeyi ve emanete hıyaneti münafıklık alameti olarak saymıştır.

İbn Hişâm 1355/1936. es-Sîretü’n-Nebeviyye, nşr, Mustafa es-Sekkâ ve dğr., I-IV, Kahire, I-II, s. 197. İ
bn Sa’d 1388/1968. et-Tabakâtü’l-kübrâ, nşr. İhsan Abbas, I-IX, Beyrut, I, s. 146; Müslim, “Müsâfirîn”, s. 139. 
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı