9. Hz. Muhammed’in Uhud’da Okçulara Emirleri

Bedir Gazvesi’nde ağır bir yenilgiye uğrayan Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber ve Müslümanlardan intikam almak için harekete geçtiler ve Yahudilerin de desteğiyle Ebû Süfyan kumandasında 3.000 kişilik bir ordu teşkil ettiler. Hz. Peygamber Medine’de kalıp savunma savaşından yana olduğu halde özellikle Bedir’e katılamayan genç sahabîlerin ısrarı üzerine meydan savaşına karar verildi. Hz. Peygamber 1.000 kişilik orduyla Medine’den çıktı. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey 300 taraftarıyla ordudan ayrılıp Medine’ye döndü. Hz. Peygamber sayısı 700’e düşen ordusu ile Uhud’a geldi. Burada yapılan şiddetli savaşta Müslümanlar başlangıçta galip geldilerse de özellikle Müslümanların galip geldiklerini ve ganimet topladıklarını gören okçuların yerlerinden ayrılmaları sonucu savaş Müslümanların aleyhine sonuçlandı. Hz. Peygamber’in amcası Hz. Hamza, Vahşî tarafından şehid edildi. Müslümanlar 70 şehit verdiler (3/625). Hz. Peygamber Abdullah b. Cübeyr komutasındaki elli kişilik okçular gurubunu Ayneyn tepesine yerleştirdi ve onlara şu kesin emri verdi:

“Sizin göreviniz bize saldıracak süvarileri ok yağmuruna tutup püskürtmek, onların arkamızdan gelmelerine meydan vermemektir. Haydi kalkıp mevzilerinize yerleşiniz ve bizi arkamızdan koruyunuz. Düşmanı mağlup edip ganimet topladığımızı görseniz de sakın yerinizi terk etmeyiniz. Yırtıcı kuşların orduyu parçaladığını görseniz bile yerinizden ayrılmayınız. Düşmanı yendiğimizi görseniz de ben size haber vermedikçe yerinizden ayrılmayınız. Onların bizi yendiğini görseniz de sakın bize yardım etmek için yerinizden ayrılmayınız. Siz yerinizde sebat etmezseniz biz galip gelemeyiz” buyurdu.

Fakat sahabiler Müslümanların galip gelip ganimet topladıklarını görünce Hz. Peygamber’in emrini unutmuşçasına yerlerinden ayrılıp ganimet için koşuştular. O sırada Hâlid b. Velîd komutasındaki müşrik süvari birliği tepeyi dolaşarak Müslümanlara arkadan saldırdı. Böylece savaş Müslümanların aleyhine döndü.

Uhud Gazvesi ile ilgili âyetlerden bir kısmı şunlardır:

“Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır” (Kur’ân 3: 152).

Uhud Gazvesi sırasında Mekke müşrikleri Müslümanların moralini bozmak için Hz. Peygamber’in öldürüldüğü şayiasını çıkardılar. Bu yalan haber Müslümanlar arasında yayılmış, asker paniğe kapılmıştı. Bunun üzerine Müslümanları uyaran şu âyetler nâzil oldu:

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır. Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözleri ancak, ’Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et’ demekten ibaretti. Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah güzel davrananları sever” (Kur’ân 3: 144–148).

İbn Hişâm 1355/1936. es-Sîretü’n-Nebeviyye, nşr, Mustafa es-Sekkâ ve dğr., I-IV, Kahire, III-IV, s. 65-66, 106-120. 
Çeviren: Abdülkerim Özaydın – Casim Avcı