A. HUKUK METODOLOJİSİ

“Fıkıh” ve “fıkıh usulü”, İslam hukuku ve İslam hukuk metodolojisini ifade eden terimlerdir. Gerek İslam hukukuyla gerekse hukuk metodolojisiyle ilgilenen kimseye “fakîh” denir. İslam dini birbirine bağımlı inançlar, tercihler ve davranışların oluşturduğu tümdengelişli bir sistemdir. Yani bütün davranışlar belirli tercihlerden, bütün tercihlerse İslam inanç esaslarını belirleyen Kur’ân ve sünnet gibi temel yasama (teşrî) kaynaklarından ortaya çıkar. Bununla birlikte koşulların yarattığı zorunluluklar, bazı hükümlerin uygulanmasını askıya alabilir veya sınırlandırabilir. İslam hukukunda benimsenen genel ilkeye göre “zorunluluklar haramları mübah kılar.” Dolayısıyla toplumsal hayatı belirleyen ve zamana göre farklı şartlar içerisinde gerçekleşebilen davranışlardan, İslam inanç esaslarına hangilerinin uygun olduğu İslam hukukuyla, yasal sayılan davranışların temel yargılardan nasıl çıkarılacağıysa İslam hukuk metodolojisiyle belirlenmiştir. Yasamanın temel kaynakları, Arapça olan Kur’ân ve sünnet olduğu için, çeşitli şubeleriyle Arap dilbiliminin İslam hukuk metodolojisinde her zaman ağırlıklı bir yeri olmuştur. Mantığın Arap dilbilimi içerisine nüfuz etmesi sonucu zamanla mantık da İslam hukuk metodolojisinde özellikle “fikhî kıyas” başlığı altında yer edinmiş, hem fakîhler hem de filozoflar tarafından incelenmiştir.

Fıkıh usulü veya İslam hukuku metodolojisi, terim olarak “fakihin, şer’î ve amelî hükümleri (itikâdî ve ahlâki değil), tafsîlî delillerden (her bir şeyin hükmünü gösteren cüz’î delil) çıkarmasına yarayan kurallar bütünü veya bunun kural ve usullerini bildiren ilim” anlamındadır. Kitap ve sünnetten hüküm çıkartmayı amaçlayan bu ilmin konusunu genel hatlarıyla;

a) Kendisiyle şer’î bir hükme ulaşmayı mümkün kılan deliller (kitap, sünnet, icma, kıyas vb.),

b) Şârî’nin (Allah’ın), isteme, istememe veya serbest bırakma gibi mükellefin fiillerine hitap eden şer’î hükümler (farz, haram, mübah, mekruh, mendûb vs.)

c) Hüküm çıkartılırken uyulması gereken kaidelerle lafızların delaletleri oluşturmaktadır.

Fıkıh usulü ilminin tedvininde başlangıçtan itibaren üç metot vardır. İlki daha çok önce usûl ve akli istidlaller temelinde, usûle ait meselelerin fıkıh örneklerinden ayrıldığı daha çok kelam âlimleriyle Şafii âlimlerinin oluşturduğu mütekellimin (kelamcılar) usûlüdür. İkincisi, kaidelerinin fıkhın tatbikatından çıkartıldığı, bahislere dair çokça örneklerin verildiği metottur. Bu, daha çok Hanefi fakihlerince takip edilmesi sebebiyle ’Hanefi usulü’ olarak anıldığı gibi “Fukahâ usûlü” olarak da meşhurdur.

Şâfiî’nin er-Risâle’sinden sonra onun eserini şerheden, onu eleştiren veya kendi usûlünü kurmaya çalışan birçok usûl âlimi gelmiştir. Şâfiî (204/820) ile Cassas (370/980) arasındaki bu dönemde yazılan eserlerin hemen hemen hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Ancak sonraki eserlerde bu eserlerden yapılan birçok alıntı bulunmaktadır.

Bütün bir İslam hukuku sırasıyla Kur’ân, sünnet, icmâ ve kıyas ilkelerine dayanmaktadır. İslam’ın oluşumunda olduğu kadar İslam hukukunun da gelişmesinde Hz. Muhammed örneğini her hususta gözlemleyerek izlemek (sahabe), gözlemleyenleri gözlemlemek ve izlemek (tabiûn) ve bunları gözlemleyerek izlemek (tebeu’t-tâbiîn) İslam hukukuna kaynaklık etmesi bakımından riayet edilen bir sıradüzenini ifade eder.