A. İSLAM HUKUK METODOLOJİSİ (FIKIH USULÜ)

Cassas (370/980) ile Gazzalî (505/1111) arasındaki dönemde fıkıh usûlünü tam anlamıyla bağımsız bir ilim dalı haline getiren kurucu nitelikte birçok eser yazılmıştır. Bu eserlerin çoğu günümüze kadar gelmiştir. Yaygın kanaate göre, bu dönemde yazılan eserlerin, fukaha (fıkıhçı) ve mütekellimîn (kelâmcı) adıyla bilinen iki tür metotla telif edildiği kabul edilmektedir. Hanefî usûlcülerin birinci, diğerlerinin ikinci metodu izlediği ifade edilmiştir. Birinci metotta tümevarım yöntemine ağırlık verilmiştir; yani fıkıh meselelerinin çözümlerinden hareketle bunlara hükmeden küllî anlama ve yorumlama kuralları bulunmaya çalışılmıştır. Başka bir deyişle fürûdan usûle doğru bir gidiş olmuştur. Bu sebeple Hanefi usûl eserlerinde kuralların ispat ve örneklendirilmesi bağlamında çok sayıda fıkıh meselesi ve mezhebin bu meseleler için getirdiği çözümler zikredilir. İkinci metottaysa tümdengelim yöntemine ağırlık verilmiştir; yani önce soyut kurallar konulmaya ve teorik olarak bu kuralların doğruluğu tespit edilmeye çalışılmış, sonra bu kuralların açıklanması sadedinde bazı örnekler zikredilmiştir. Başka bir deyişle usûlden fürûa doğru bir gidiş olmuştur.

Yaklaşık olarak Fahreddin er-Râzî (606/1209) dönemine kadar yazılan eserlerle fıkıh usûlünün yapısı ve meseleleri büyük ölçüde istikrar kazanmıştır. Bu dönemden sonra yazılan eserlerde genellikle önceki dönemde yazılan eserlerin yapısı, sistematiği ve meseleleri takip edilmiştir. Bununla birlikte istikrar kazanan bu çerçeve içinde fıkıh usûlü gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Bu dönemde metin, muhtasar ve şerh geleneği ortaya çıkmış ve bu tarzlarda yoğun bir telif faaliyeti yaşanmıştır. Bu dönem Sadeddin et-Taftazanî’nin (792/1390), Sadruşşerîa’nın Tavdih’i üzerine yazdığı Telvih adlı haşiyesiyle sona ermiştir. Bundan sonra bir süre önceki dönemin özelliklerini taşıyan eserler yazılmaya devam etse de artık haşiye dönemi denilebilecek bir dönem başlamıştır. Fahreddin er-Râzî’nin (606/1209) el-Mahsûl’ü, bu eserin muhtasar ve şerhleri, Seyfeddin el-Âmidî’nin (631/1233) el-İhkâm’ı, İbnü’l-Hâcib’in (646/1249) Muhtasar’ı, bu eser üzerine Adududdin el-Îcî’nin (756/1355) şerhi ve diğer şerhler, Kadı Beydâvî’nin (685/1286) Minhâcü’l-vusûl’ü ve şerhleri, Nesefî’nin (710/1310) el-Menar’ı ve şerhleri, Sadruşşerîa’nın (747/1346) Tenkih ve Tavdih’i, Taceddin es-Sübkî’nin (771/1370) Cem’ü’l-cevâmi’i, bu eser üzerine Celaleddin el-Mahallî’nin (864/1459) Şerh’i ve diğer şerhler, İbnü’l-Hümâm’ın (861/1457) et-Tahrîr’i, Molla Hüsrev’in (885/1480) Mirkat ve Mir’at’ı bu döneme ait en çok okunan ve okutulan eserler olarak zikredilebilir.

Bu dönemde meydana gelen önemli bir gelişme de fukaha ve mütekellimîn metotlarının mezcedilerek memzûc (karma) yöntemle eserlerin yazılmaya başlanmasıdır. Bu metotla yazılan ilk eser İbnü’s-Sââtî’nin (694/1295) Bedîü’n-nizâm fi’l-cem’i beyne’l-Pezdevî ve’l-İhkâm adlı kitabıdır. Adından da anlaşılacağı üzere bu eserde fukahadan Pezdevî’yle mütekellimînden Âmidî’nin eserleri birleştirilmiştir. Sadruşşerîa’nın ve İbnü’l-Hümâm’ın adı geçen eserleri de bu metotla yazılmıştır. Fukaha metodunun meziyetlerini farkeden mütekellimin usûlcüleri de usûl kurallarından çıkarılan fürûu göstermek için “Tahrîcü’l-fürû ale’l-usûl” tarzında eserler yazmışlardır. Bu meyanda Zencânî’nin (656/1258) Tahrîcü’l-fürû ale’l-usûl, Tilimsânî’nin (771/1370) Miftâhu’l-vusûl fî binâi’l-fürû ale’l-usûl’ü ve İsnevî’nin (772/1370) et-Temhîd fî tahrîci’l-fürû ale’l-usûl adlı eserleri zikredilebilir