C. FARS DİLİ

İran tarihi, milattan önce dördüncü binyıla kadar geriye gider. Ancak bu dönemde bağımsız kimliğe sahip bir İran’dan söz etmek mümkün değildir. MÖ 550’de Medleri yıkarak Cyrus önderliğinde birleşen İran, tarihte ilkin Akamenid imparatorluğu halinde kendisini gösterir. İç Asya’dan Balkanlara ve Libya’ya kadar uzanan bu büyük imparatorluk döneminde devletin dili, bugün ölü olan Hititçe, Etrüskçe gibi dillerden Elamca idi. Elamca Farsçadan oldukça farklı, Altay dil ailesine benzeyen özellikleri bulunan bir dildir. Bu tarihlerden itibaren Farsça Eski, Orta, Klasik ve Çağdaş Farsça olmak üzere dört evreden oluşur. Çağdaş Farsça, İslam’ın Sasani topraklarını ele geçirmesi ve Sasanilerin Müslüman olmasıyla birlikte başlar; kendi içinde bölümlere ayrılır. Farsçanın altın çağı, İslam’la birlikte başlamıştır. Perslerin Çin ve Balkanlara kadar uzanan etki alanı içerisinde çevre kültürlerle etkileşimleri her zaman olmuştur. İskender İran’ı işgal edince eski Farsçayla yazılmış Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta’nın nüshaları Hindistan’a götürülmüş ve uzun bir süre burada korunmuştu. Böylece bir Pers-Hint karma kültürü oluştu. Pers-Hint kültürünün yanı sıra Pers-Türk kültürü yaratma amacında olan bir Pers ideolojisi etkisinden de söz etmek mümkündür. Firdevsî’nin Şâhnâme’sine göre Kral Firedun’un krallığı üç oğlu arasında bölündü, Turan bölgesi Tur adlı oğluna verilmişti. Gerçekteyse Turan-İran çatışmasının uzun bir geçmişi vardır ve Turan Türk’le özdeşleşmiş bir kavramdır. Aşağıda İslam öncesi İran kültürünün ve Pers-Hint kültürünün etkilerini İslam’dan sonra da sürdüren metinlere yer verilmiştir.